19 Şubat 2010 Cuma

İnternet sizi vezir de eder, rezil de...

 
Yukarıdaki mide bulandırıcı resim için özür dilerim ama konuya dikkat çekmek için yaptığım küçük bir gazeteci numarası bu, affınıza sığınıyorum.

Geçenlerde TripAdvisor'dan gelen bir e-postayı açtığımda  ben de bu manzara ile karşılaştım. Tamamen şok ediciydi.

18 Şubat 2010 Perşembe

Lüks ölmedi, içimizde yaşıyor...

İnternette rastladığım bir yazıda ünlü moda tasarımcısı Carolina Herrera'nın "lüks geri döndü" türünden sözlerinin yer aldığı bir röportajdan bahsediliyordu. Özetle, Carolina Herrera'nın gözlemlerine göre ekonomik durgunluğun geçtiği ve lüks tüketimin yeniden başladığı yazılıyor. Acaba gerçekten öyle mi?
Dünyaca ünlü bir modacı olarak Carolina Herrera'nın müşteri kitlesinin lüks tüketimin başını çeken kişiler olduğuna şüphe yok (Herrera'nın butiklerinde giysi fiyatları 1.500 ile 10.000 dolar arasında değişiyor). Ekonomik kriz zamanında lüks tüketimde bir gerileme olduğunu da hepimiz biliyoruz. Carolina Herrera, müşterilerinin hala temkinli olduğunu ve eskiden elbiselerini ikişer-üçer alan müşterilerinin bile sadece en beğendiği parçayı aldığını söylüyor. Buna rağmen yakın zamanda açılan Las Vegas butiğinde 7.900 Dolarlık bir elbise, deyim yerindeyse "peynir-ekmek gibi" satmış. 

Bu haberi okuyup, Amerikan ekonomisinin iyiye gitmekte olduğuna ilişkin çıkarımlar yapılabilir. Haberde yer alan ve benim dikkatimi çeken bir diğer bilgi ise Herrera'nın tasarımlarından, moda ve lüks anlayışından vazgeçmeden maliyetleri, doğal olarak da satış fiyatlarını düşürdüğüydü.  Tabii ipekli kumaşlardan lüks gece elbiseleri yaparken maliyeti düşürmek için terzilerinizi işten çıkaramazsınız. Bu nedenle Carolina Herrera markasında fiyatlar ancak %10 kadar düşmüş. Öte yandan Herrera,  CH Carolina Herrera adında daha ucuz bir alt marka oluşturmuş. Bana göre bu, kısır döngüsel bir çelişki. Çünkü siz lüks tüketim azaldığı için alt markalar oluşturuyorsunuz fakat alt markalar tüketiciyi bir şekilde lüks tüketime yönlendiriyor. Lüks tüketimde talep artınca fiyatlar da artıyor ve bu da lüks tüketimin azalmasına neden oluyor.

10 Şubat 2010 Çarşamba

Küp şeklinde havyar

İnternette gördüm çok ilgimi çekti. Ünlü havyar üreticisi Petrossian, özel bir yöntemle havyarı presleyerek küp şeklinde havyar ezmesi parçaları oluşturmuş. 20 gr.'lık kavanozlarda 45 Dolar'a satışa sunuluyor. Her kavanozda ortalama 18 adet küp var. Küpler havayla temas etmesin diye özel bir yağ kullanılıyor, havyarın aromalı bu yağı dökmeyip başka yemeklerde de kullanabiliyorsunuz.


Peki bu havyar neyle nasıl sunuluyor? LA Times'ta yazılanlara göre, Hollywood'taki Petrossian Boutique and Restaurant'ın menüsünde limon ve füme somonlu linguini ve votkayla birlikte sunuluyormuş. Hmmm, ilginç... New York Times'taki bir makalede de yukarıdaki kanape fotoğrafını gördüm. Denemek lazım...

4 Şubat 2010 Perşembe

District 9 "berbat" bir film mi? Oscar alabilir mi?

 
Önceki gün Oscar adayları açıklandı. Sinemalarda (en azından Türkiye'de) çok fazla gişe başarısı gösteremeyen bir film de en iyi film adayları arasındaydı: District 9 (Yasak Bölge adıyla gösterildi). Film gösterime girdiğinde Habertürk'ten Rahşan Gülşan filmi beğenmediğini ve "berbat" bir film olduğunu yazmıştı. Başka eleştirmenler de, asıl işi sinema yazarlığı olmayan Rahşan'ın kendi işine bakmasını söylemişti, o ne anlardı...

Oscar adaylığı açıklandığında, District 9'ı tekrar anımsadım ve bloguma film hakkında yazmamıs olmamın haksızlık olduğunu düşündüm. Elbette buraya her izlediğim filmi yazmıyorum (aslında yazsam ne çok hit alırım, internette en çok aranan kelimeler sinemayla ilgili). "Kayda değer" olanları tercih ediyorum. Tam da bu nedenle District 9'ı yazmamış olmak filme haksızlık olacaktı. Öte taraftan Rahşan Gülşan'ın neden "berbat" bulduğunu da çok iyi anlayabiliyorum, bununla ilgili de bazı yorumlarım olacak.

2 Şubat 2010 Salı

Richard Branson, şimdi de okyanusları fethediyor!

 
 Dünyadan uzaya ticari uzay yolculuklarını başlatan çılgın girişimci, macera tutkunu Richard Branson yeni bir ticari girişimiyle hayalgücünün sınırlarını zorlamaya devam ediyor. Branson'un yeni fikri, özel yapım bir denizaltı ile okyanuslarda turist gezdirmek. San Fransisco merkezli Hawkes Ocean Technologies ile anlaşan Branson, özel yapım Deep Flight Merlin modelini kendi müşterilerinin hizmetine sunuyor. 

30 Ocak 2010 Cumartesi

Kapalı havalarda sinemada komedi filmi izlemek...

Başlık Ekşi Sözlük'ün başlıklarına benzedi ama, böyle bir klişe vardır: Kapalı havalarda, özellikle de hafta sonunda, sinemaya gidilir, ya komedi ya da romantik filmler izlenir. Havanın kasveti biraz olsun dağıtılır. Daha çok kadınlara özgü bir davranıştır...

Bu hafta sonu da hava pek iç açıcı değil. Sinemalarda gösterimden kalkmadan önce "Kim Kiminle Nerede" adıyla oynayan Whatever Works'ü görmenizi tavsiye ederim.

Yönetmen Woody Allen, oyuncular Ed Begley Jr, Patricia Clarkson, Larry David, Conleth Hill ve Evan Rachel Wood. Tanıdığım bazı insanlar Woody Allen filmlerini laf kalabalığı yüzünden izlemekte zorlandıklarını söylüyorlar: "Daha bir espriye gülmemiz bitmeden ikincisi ve üçüncüsü geliyor, takip edemiyoruz" diyorlar. Bazıları da bu durumu seviyor.

Whatever Works tipik bir Woody Allen filmi. Çıkıntı tipler, akla hayale gelmez olaylar, tuhaf ilişkiler ve bol bol kahkaha, bol bol felsefe... Bu sefer, hayattan elini eteğini çekmiş eski bir fizik profesörünün, evden kaçan taşralı bir genç kızla tesadüfen başlayan ilişkisi çevresinde aşk, evlilik, ilişkiler, cinsellik ve kuantum fiziği anlatılıyor. Kızın sarışın adamın da bir çeşit dahi olması (afişte görüldüğü üzere) filmin ne kadar komik olduğu hakkında ipucu veriyordur sanırım. Filmin fragmanını buradan izleyebilirsiniz.

İyi seyirler.

28 Ocak 2010 Perşembe

2010'un ilk bombası: iPad



Dün (bizim saatimizle akşam),  San Fransisco'daki etkinlikte Apple'ın yeni ürünü tanıtıldı. Her yıl merakla beklenen bu etkinlikte Mac kullanıcılarına son yenilikler tanıtılıyor. Bu sene çok özel bir tablet bilgisayar tanıtılacağı da uzun zamandır konuşuluyordu. Nitekim öyle oldu. Yaklaşık 23 cm. boyunda ve 750 gr. ağırlığında bir tablet bilgisayar tanıtıldı: iPad. Aslına bakarsanız bu bir tablet bilgisayardan çok, büyükçe bir iPhone.

Akşam haberi ilk veren Türkçe sitelere göz attım hızlıca. NTVMSNBC.COM'da yorumları gördüm. "Mac şöyledir, Linux böyledir, Windows 7 daha daha böyledir" vb. Gençler almış eline sazı... Türkiye ortalamasını bilmiyorum ama dünya genelinde her 10 bilgisayar kullanıcısından 1'i Mac kullanıcısıdır. Nedense bu durum, Mac kullanıcısı olmayan diğer 9 kişiye Mac hakkında atıp tutma hakkı verir. Çünkü Mac pahalıdır. Çünkü Mac şıktır. Çünkü Mac havalıdır. Çünkü Mac'inizi iki sene sonra çöpe atmazsınız. Çünkü Mac'te virüs ve sistem çökmesi sorunu neredeyse yoktur. Çünkü Mac kullananlar Mac'lerini yere göğe sığdıramaz... iPad hakkında da bir sürü "şurası eksik, burası gereksiz" vb. yorum gördüm. İnsanların teknolojiyi sıkı sıkı takip edip gecenin o saatinde teknoloji haberlerini okuması güzel de... Gözden kaçan bir nokta var. Ona değinmek istiyorum.

Daha önce Macbook Air tanıtıldığında da benzer şeyleri yazmıştım. Steve Jobs bir fikir önderi. Bilgisayarlarla insanların ilişkilerinin nasıl olması gerektiği konusunda bir yol çiziyor ve kendi markasının ürünlerini de bu doğrultuda şekillendiriyor (doğal olarak). Steve Jobs'a göre kişisel bilgisayar (hani PC denilen şey), adı üstünde son derece kişisel. E-postalarımızı okuyoruz, yazıyoruz; tatil fotoğraflarımızı, müziklerimizi ve videolarımızı yüklüyoruz, izliyoruz, dinliyoruz, mümkünse edit ediyoruz (Mac'lerde bu uygulamalar sistemin içinde ücretsizdir); internete giriyoruz, dosyalarımızı saklıyoruz ve gerekirse paylaşıyoruz. Temelde yapılan işler bunlar. Bunların dışındaki her şey bilgisayarınızı gereksiz yere karmaşıklaştırmaya ve pahalılaştırmaya yarıyor. Gerçi geçmişte Mac fiyatları her zaman diğer PC'lerden fazlaydı. Bunun sebebini biliyorsunuz (çünkü daha havalıydı : )). Oysa iPad 499 Dolar'dan başlayan fiyatlarla satışa sunulacak. İşte bu noktada Steve Jobs dünyaya bir mesaj veriyor, onu doğru okumak gerekiyor.

NTVMSNBC.COM'daki yorumlara yazdım. iPad yeni teknik özelliklerle dolu yeni bir bilgisayar olmaktan çok, teknolojinin nereye gittiğini gösteren kavramsal bir ürün. Steve Jobs geçmişte müzik dinlemenin dijital ortama doğru yönlendiğini gördü. Madem kimse CD satın almıyordu, müzik piyasası parça başına küçük paralar ödenen (ve kullandığın kadar harca modelini benimseyen) bir yöne gitmeliydi.  iTunes'un başarısı haklı olduğunu gösterdi. Madem müzik 2-3 MB'lık bir dijital dosyaya dönüşebiliyordu neden cepte taşınmasındı? iPod'un başarısı insanların bunu istediğini gösterdi. Madem  cep telefonlarına bir sürü para ödeniyordu, neden mail alıp gönderen, bulunduğunuz yeri gösteren, içinde interneti de olan kompakt bir iletişim cihazı haline gelmesindi? iPhone'un satışa çıktığı gün mağazaların önünde oluşan kuyrukları unutmadık.

Kişisel bilgisayar bir teknoloji ürünü olduğu kadar bir tüketim nesnesi. Aynı zamanda başka şeyleri de tüketmemize aracı oluyor. Örneğin müzik dinlemek için bilgisayarınızı kullandığınızda, bilgisayarın kendisi ayrı bir tüketim nesnesi, müzik ayrı bir tüketim nesnesi. Jobs bunu görüyor ve aralarındaki ilişkilerin nasıl olması gerektiğini bilgisayarı düzenleyerek hepimize gösteriyor. Kimimiz bunu beğeniyor, kimimiz beğenmiyor. iPad'in bize gösterdiği şu: Bilgisayarlar geliştikçe, pek çok şey yapabilir hale geldiler. Fakat gündelik hayatta yaptıklarımız, teknolojik gelişmeye göre şekillenmiyor. İnsan doğasına göre şekilleniyor. İnterneti çoğu kişi gazete okumak, müzik dinlemek, sosyal paylaşım sitelerine girmek ve e-posta için kullanıyor. Bazen de alışveriş için ama alışveriş en arka sıralarda. İnternet hızı ne kadar artarsa artsın, e-ticaret siteleri ne kadar harika olursa olsun, "interneti ne için kullanırsınız?" sorusunun cevabı hiçbir zaman "alışveriş için" olmayacak. Hep "bilgi almak, iletişim ve eğlence" önde olacak. İşte Jobs bunu görüyor. Bu nedenle de internete bağlanan bir cihazın neler yapabilmesi gerektiğini söylüyor. Biliyorsunuz Macbook Air bir dizüstü bilgisayar olarak tasarlanmıştı ve içinde CD/DVD sürücüsü yoktu. Nedeni basit. Bugün kim floppy disk kullanıyor? Yakın gelecekte de kimse CD veya DVD kullanmayacak. Neden bazıları belki kullanır diye herkese eski teknolojinin parasını ödetesiniz? Üstelik olabildiğince hafifletmeye çalıştığınız bir cihazda. Steve Jobs böyle yaparak bir yandan taşınabilir bilgisayar "taşınabilir olmalıdır" (ince ve hafif) mesajı veriyor; diğer yandan da harici bellek üreticilerinin işlerini geliştirmelerine zemin hazırlıyor.

iPad bugün, cep telefonları ve Kindle'ın (daha doğrusu digital reader'lar demek lazım) gitmeye çalıştığı yere götürüyor bizi. Geçmişte cep bilgisayarı kullananlar bilir: Cep telefonları bu kadar maharetli değilken, cep bilgisayarımızda adres defteri ve ajanda taşıyabiliyor olmak büyük lükstü. Cep bilgisayarları için dijital kitaplar da vardı ama sorunlar çoktu: hafıza yetmiyordu, internete bağlanamıyordu. Derken  cep telefonlarını bilgisayarlaştırdılar. Cep telefonları çok küçüktü, okumak için pratik değildi; sonra dizüstü bilgisayarları küçültmeye çalıştılar ama bir türlü yeterince ucuzlatamadılar. Steve Jobs bir kere daha şu gerçeği gözümüze sokuyor: İçine istediğiniz kadar süper işletim sistemi, işlemci, program vs. koyun "kişisel bilgisayar" temelde okumak, yazmak, izlemek, iletişmek ve arşivlemek için kullanılıyor. Bu işlevleri yeterince karşılayan, yeterince ucuz ve yeterince portatif bir cihaz gerek bize. Hepsi bu...


NOT: Geçmişte yayıncılığın geleceğinin internetle bağlantılı olduğu hakkında yazmıştım. iPad başarılı bir video oynatıcı, müzik oynatıcı, dijital okuma cihazı olarak ciddi bir pazar payına ulaştığında, tüm dijital içerik üreticilerinin birleşip Steve Jobs'un dev bir heykelini yaptırmalarını bekliyorum.

NOT 2: iPad'in teknik özelliklerini, testlerini ve diğer konuları buradan, resmi tanıtım videosunu buradan görüntüleyebilirsiniz.

27 Ocak 2010 Çarşamba

T-shirt'ünüz konuşacak...


Geçenlerde Facebook üzerinden gelen bir linki paylaşmak istiyorum: Tasarımcı Bülent Fidan'ın da aralarında bulunduğu bir grup genç tasarımcının özel olarak hazırladığı desenler, t-shirt'lere basılarak internet üzerinden satılıyor. Atelier Creart'ın web sitesinde bu desenleri inceleyebilirsiniz. T-shirt baskısı yapan başka sitelerden farklı olarak, Atelier Creart'ın desenlerini grafik olarak çok başarılı bulduğum için sizlerle paylaşıyorum. Özellikle Geleneksel-Kültürel başlığı ile kategorize edilen desenler, bilinen turistik baskılardan çok daha havalı, çok daha cool. Mesajıyla, deseniyle, tasarımıyla adeta konuşuyor... Kırkpınar Yağlı Güreşleri ve Karagöz-Hacivat temalı olanları çok beğendiğim için burada resimlerine yer veriyorum. Siz de beğendiklerinizi yorumlara yazabilirsiniz.

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails