Bugün Dünya Kek ve Pasta Günü imiş. Unilever 20 Mayıs'ı World Baking Day ilan etmiş. Etmiş de ne olmuş? Bedava pasta mı dağıtıyor? Yok... Herkes kekini pastasını kendi yapıyor (veya alıyor), absürd bir yere yerleştirip fotoğrafını çekiyor, #caking etiketiyle sosyal medyada paylaşıyor.
Sinema, yemek, seyahat, lüks tüketim, iletişim teknolojileri ve günlük hayattaki şeylere dair ...
Lux etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Lux etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
20 Mayıs 2012 Pazar
12 Ocak 2012 Perşembe
Peki bunun şeyi nerde?
İnternette dolaşırken yukarıda resmi olan çaydanlığı gördüm. Çaydanlığın adı Sorapot, parlak çelikten yapılanı 250 Dolar, mat olanı 200 Dolar. Genç tasarımcı Joey Roth tarafından mimariden ilham alarak tasarlanan bu çaydanlık, bizim "French press" diye bildiğimiz kahve demliğinin yatay olanı. "Görüntüsü güzel de, işe yarıyor mu peki" derseniz, aşağıdaki videoyu izleyin. Yaşlı insanlara bu tarz "fazla modern" bir şey gösterdiğinizde nasıl çalışacağını anlamayıp "peki bunun şeyi nerde?" diye sorarlar. Yani "elektrikle mi çalışıyor, nasıl çalışıyor bu?" anlamında... Açıkçası ben de bu çaydanlığın ocağa ya da ateşe nasıl konacağını düşündüm ilk önce. Cevabı videoda...
12 Kasım 2011 Cumartesi
11.11.11
Teşvikiye'de yeni açılan pasta butiği The Cupcakery'den sevgili Burcu Esin, 11.11.2011'in anısına bu cupcake'i ikram etti. Tadı da görüntüsü kadar nefis olan bu mini minnacık pasta, harika bir doğumgünü hediyesi oldu. Burcu bu minik sanat eserlerini sipariş üzerine yapıyor. Vanilyalı, çikolatalı veya nasıl arzu ederseniz öyle hazırlanan bir hamurun üzerine, yine arzu ettiğiniz renklerde ve malzemeyle süsleme yapıyor.
Geleneksel Amerikan tarzı cupcake'in üzerinde ''frosting'' denilen bir krema tabakası oluyor. Resimde gördüğünüz tarzda beyaz bir krema (aslında gıda boyası ile çok farklı renklerde yapmak mümkün). Frosting, tereyağ ve pudra şekeriyle yapılıyor ve oldukça yoğun bir şey. Fakat cupcake'in altındaki hamuruyla birlikte gayet uyumlu.
Tanıdığım pastacılar, genellikle Türkler'in bu kremadan pek hoşlanmadığını ve cupcake'lerin çok beğenilmesine rağmen istene düzeyde satılmadığını söylüyorlar. Benim Türkler'e cupcake satmak isteyen pastacılara önerim, cupcake'lerin üzerine yapıştırıcı gibi incecik bir tabaka frosting sürüp, üzerini bol file badem ya da fındık ile kaplamaları... Portakal kabuğu rendesi falan gibi başka yaratıcı çözümler de bulunabilir. Ne dersiniz?
9 Aralık 2010 Perşembe
Bazı insanlar neden daha zengin olur?
Bugün internette gazeteleri okuyup sevdiğim bloglara bakarken yandaki Hublot reklamının hikayesini okudum. Formula 1 yarışlarının patronu Bernie Ecclestone'un şiş suratı, morarmış gözü ve çenesi ile Hublot reklamında ne işi mi var? İşte orası gerçek bir "cin fikirli"lik örneği...
28 Ağustos 2010 Cumartesi
Gucci Guilty için siyah-beyaz reklam filmi
GUCCI GUILTY -- THE TRAILER
Yükleyen domdylan. - Diğer yaşam ve moda videoları.
Gucci'nin yeni kadın parfümü Guilty için ünlü çizgi roman yaratıcısı ve yönetmen Frank Miller kolları sıvamış. 32 saniyelik siyah-beyaz trailer şu sıralar internette dönüyor. Eylül ayında reklam filminin dağıtımı yapılacak, o zaman tamamını izleyebileceğiz. Sin City, 300 ve Batman: The Dark Knight Returns gibi filmlerin yaratıcısı Frank Miller, Gucci Guilty için yine siyah-beyaz bir tema tasarlamış. Şimdilik trailer ile idare ediyoruz. Bulunca filmin tamamını ekleyeceğim. Gelişmeleri Gucci'nin Facebook sayfasından da izleyebilirsiniz.
21 Temmuz 2010 Çarşamba
Şampanyayı soğutsak da mı saklasak?
Tatlı Hayat'ta daha önce şampanyayı neyle, nasıl taşıyacağımı dert ettiğimi yazmıştım. Resimdeki Veuve Clicquot'nun mini buzdolabı-kutusu bir ambalaj olarak şişeyi korumanın ötesinde, şampanyanızı soğuk tutarak açıldığında içime hazır bir bir biçimde sunmaya da olanak veriyor.
15 Temmuz 2010 Perşembe
iPad kılıfı mı arıyorsunuz?
iPad'in kendisi Türkiye'ye gelmeden (Eylül'de geleceği söyleniyor) hakkında pek çok şey yazıldı. iPad gelir gelmez almak için şimdiden hazırlık yapıyorsanız, bir de kılıf almanız gerekecek. Tüm şahane Apple ürünlerinde olduğu gibi iPad'de de harika bir ekran var ve çizilecek diye aklınız gidecek. Ayrıca iPad elde kullanmak için tasarlanmış bir cihaz. Masanın üzerine koyayım da bilgisayar gibi kullanayım derseniz bir ayağa ihtiyacınız olacak. Piyasada resim çerçevelerinin desteklerine benzeyen iPad ayakları da var. Sizler için derledim.
13 Mayıs 2010 Perşembe
Paranın satın alabileceğinin en iyisi...
Bir makineden ne satın almak istersiniz? Meşrubat, bisküvi, metro jetonu... Ya da kağıt mendil, hijyenik ped gibi şeyler... Hayal gücünüzü çalıştırın...
30 Mart 2010 Salı
Bu da Japonlar'ın Sebastian'ı
Uşak Sebastian konusunda gündemin epey gerisinde kalmışız. Okuyucularımdan biri beni manga serisi Black Butler hakkında bilgilendirdi. 2006'da yayınlanan bu seride şeytanla işbirliği yapmış bir uşağın ve efendisinin İngiltere'deki maceraları anlatılıyormuş. Tabii bu uşak daha genç, daha yakışıklı ve son derece şık. Değişmeyen tek şey uşağın adı: Sebastian.
Bu manga serisini yaratanlar da çocukken Heidi seyrediyordu herhalde...
NOT: Black Butler'ın mangası bulunmalı, maceraları okunmalı...
Bu manga serisini yaratanlar da çocukken Heidi seyrediyordu herhalde...
NOT: Black Butler'ın mangası bulunmalı, maceraları okunmalı...
28 Mart 2010 Pazar
Sebastian'ı nasıl bilirsiniz?
Nerede bir gümüşçü görsem gözüm hemen iki şey arar: Birincisi buz hazneli havyar tabağı, ikincisi minik gümüş çan. Bu iki gümüş eşya bana son derece özel ve nostaljik gelir. Her ikisi de artık günlük hayatta hemen hemen hiç kullanılmaz ama hala üretilirler. Havyar tabağına haksızlık etmeyelim ama evinde gümüş çanı olan kaç kişi tanıyorsunuz? Gümüş çanın ne olduğunu bilmeyenleriniz bile vardır, eminim. Efendim, çok büyük evlerde yaşıyorsanız, bir ihtiyacınız olduğunda hizmetçinizi ya da uşağınızı çağırmak için bağırmak yakışıksız kaçacağından, minik gümüş çanınızı şöyle bir çınlatırsınız. Hizmetçiniz ya da uşağınız hemen kapının önünde belirir:
- Buyrun efendim, der. Ne istiyorsanız söylersiniz.
Benim gibi çocukluğunda Heidi'nin maceralarını izleyenler, Heidi'nin evlatlık gittiği evdeki kibar uşak Sebastian'ı çok iyi hatırlarlar.
- Buyrun efendim, der. Ne istiyorsanız söylersiniz.
Benim gibi çocukluğunda Heidi'nin maceralarını izleyenler, Heidi'nin evlatlık gittiği evdeki kibar uşak Sebastian'ı çok iyi hatırlarlar.
18 Şubat 2010 Perşembe
Lüks ölmedi, içimizde yaşıyor...
İnternette rastladığım bir yazıda ünlü moda tasarımcısı Carolina Herrera'nın "lüks geri döndü" türünden sözlerinin yer aldığı bir röportajdan bahsediliyordu. Özetle, Carolina Herrera'nın gözlemlerine göre ekonomik durgunluğun geçtiği ve lüks tüketimin yeniden başladığı yazılıyor. Acaba gerçekten öyle mi?Dünyaca ünlü bir modacı olarak Carolina Herrera'nın müşteri kitlesinin lüks tüketimin başını çeken kişiler olduğuna şüphe yok (Herrera'nın butiklerinde giysi fiyatları 1.500 ile 10.000 dolar arasında değişiyor). Ekonomik kriz zamanında lüks tüketimde bir gerileme olduğunu da hepimiz biliyoruz. Carolina Herrera, müşterilerinin hala temkinli olduğunu ve eskiden elbiselerini ikişer-üçer alan müşterilerinin bile sadece en beğendiği parçayı aldığını söylüyor. Buna rağmen yakın zamanda açılan Las Vegas butiğinde 7.900 Dolarlık bir elbise, deyim yerindeyse "peynir-ekmek gibi" satmış.
Bu haberi okuyup, Amerikan ekonomisinin iyiye gitmekte olduğuna ilişkin çıkarımlar yapılabilir. Haberde yer alan ve benim dikkatimi çeken bir diğer bilgi ise Herrera'nın tasarımlarından, moda ve lüks anlayışından vazgeçmeden maliyetleri, doğal olarak da satış fiyatlarını düşürdüğüydü. Tabii ipekli kumaşlardan lüks gece elbiseleri yaparken maliyeti düşürmek için terzilerinizi işten çıkaramazsınız. Bu nedenle Carolina Herrera markasında fiyatlar ancak %10 kadar düşmüş. Öte yandan Herrera, CH Carolina Herrera adında daha ucuz bir alt marka oluşturmuş. Bana göre bu, kısır döngüsel bir çelişki. Çünkü siz lüks tüketim azaldığı için alt markalar oluşturuyorsunuz fakat alt markalar tüketiciyi bir şekilde lüks tüketime yönlendiriyor. Lüks tüketimde talep artınca fiyatlar da artıyor ve bu da lüks tüketimin azalmasına neden oluyor.
10 Şubat 2010 Çarşamba
Küp şeklinde havyar
İnternette gördüm çok ilgimi çekti. Ünlü havyar üreticisi Petrossian, özel bir yöntemle havyarı presleyerek küp şeklinde havyar ezmesi parçaları oluşturmuş. 20 gr.'lık kavanozlarda 45 Dolar'a satışa sunuluyor. Her kavanozda ortalama 18 adet küp var. Küpler havayla temas etmesin diye özel bir yağ kullanılıyor, havyarın aromalı bu yağı dökmeyip başka yemeklerde de kullanabiliyorsunuz.
Peki bu havyar neyle nasıl sunuluyor? LA Times'ta yazılanlara göre, Hollywood'taki Petrossian Boutique and Restaurant'ın menüsünde limon ve füme somonlu linguini ve votkayla birlikte sunuluyormuş. Hmmm, ilginç... New York Times'taki bir makalede de yukarıdaki kanape fotoğrafını gördüm. Denemek lazım...
Peki bu havyar neyle nasıl sunuluyor? LA Times'ta yazılanlara göre, Hollywood'taki Petrossian Boutique and Restaurant'ın menüsünde limon ve füme somonlu linguini ve votkayla birlikte sunuluyormuş. Hmmm, ilginç... New York Times'taki bir makalede de yukarıdaki kanape fotoğrafını gördüm. Denemek lazım...
19 Ocak 2010 Salı
"Şampanya nasıl taşınır" derdine son
Maceralarımı yazmaya bir türlü başlayamadığım son yurtdışı seyahatimin dönüş yolunda, bana epey karın ağrısı çektiren bir şişe şampanyam vardı. "Başına bir iş gelmeden bunu memlekete nasıl götüreceğim?" diye epey kıvrandım. El bagajınıza alamazsınız, Duty Free'den kilitli poşetle verilenler dışında sıvı maddeye izin yok. Mecburen valize kondu. Şampanya dikey mi konmalı, yatay mı? Ne önemi var? Valiziniz uçağa yüklenirken karpuz gibi elden ele atılacak. Havaalanında bagaj teslim ederken aklıma gelen son çare, valize "kırılacak eşya" etiketi yapıştırtmak oldu. KLM'nin böyle bir uygulaması yokmuş. Şampanyam Allah'a emanet!Bu sabah resimdeki şampanya kutusunu görünce, tasarımın lüks değil ihtiyaç olduğunu bir kez daha düsündüm. Resimdeki şampanya kutusu Avustralyalı tasarımcı Marc Newson'ın Dom Perignon şampanyaları için tasarladığı özel bir taşıma kutusu. The Black Box adı verilen kutunun içindeki özel kompozit malzeme sayesinde kıymetli şampanyanız sadece darbe ve dış etkilere karşı korunmakla kalmıyor, ortam sıcaklığından da etkilenmeden serin bir şekilde seyahat edebiliyor. Şimdilik Fransa'daki Dom Perignon satış noktalarında satılacak olan bu şampanya kutusunun fiyatı 200 Euro. Bir tane almak lazım, karın ağrısı çekmeye değmez...
30 Aralık 2009 Çarşamba
Yılbaşı gelmeden yapılacaklar ve son dakika yılbaşı hediyeleri
Yılbaşına bir gün var ve yılbaşı gelmeden yazmayı planladığım yazıların geciktiğini görüyorum. 1 Ocak'ta vizyona girecek CHERIE filmi için bir yazı hazırlayıp okuyucularımla paylaşmak istiyordum. Filmekimi'nde izlemiştim. İlginç bir film, yorumlarımı beğeneceğinizi umarım. Avatar, malum, herkesin dilinde, yazmasak olmaz. Amsterdam ve Rotterdam gezi yazısını kafamda bir türlü toparlayamadım, yazacak çok şey var, üstelik yüksek çözünürlüklü bir sürü fotoğrafı ayıklayıp güzel slide show'lar yapma gerekiyor. Gördüğünüz gibi listenin en sonunda...Bu sabah eşe dosta yeni yıl kutlama kartı gönderdim. Sevgili Tatlı Hayat okurlarının da yeni yılını kutlamak istiyorum. Kartı görüntülemek için lütfen buraya tıklayın. Pingg üzerinden e-card (e-kart) göndermek konusunda daha önce yazmıştım. Bu pratik ve sevimli uygulama varken, bayramlarda ve özel günlerde mobil telefon operatörlerini zengin etmek niye?
Yılbaşı gelirken, son dakikada "ne hediye alsam" diye düşünenler için Epicurious.com'dan harika bir öneriyi paylaşmak istiyorum. Make it - Buy it adıyla harika bir konu hazırlamışlar. Sevdiklerinize nefis lezzetler hediye ederek yılbaşında onları memnun edebilirsiniz. Dilerseniz kendiniz yapın, dilerseniz hazır alın. Gerçekten de özel yiyecekler hediye etmek, hiç giyilmeyecek bir kazak, hiç beğenilmeyecek bir parfüm ya da hiç kullanılmayacak bir ajandadan çok daha fazla memnuniyet yaratacaktır. Bu listede yer alanlardan Bittersweet Chocolate and Walnut Fudge (bizdeki mozaik bisküvi pastasına benziyor, içinde bisküvi yerine ceviz var ve yapımı çok kolay)'ı tavsiye ederim. Pişirme yok, yarım saat kadar vaktinizi ayırarak yapabilirsiniz. Yok, "ben pişirme işleriyle falan uğraşamam" diyorsanız benzeri yiyecekleri İstanbul'dan satın alabileceğiniz yerler önerebilirim.
* Öncelikle Nişantaşı Akkavak Sokak 30 numaradaki Kantin'e yolunuz düşerse, ne bulursanız alın derim. Burada tatlı, kek, reçel vb. nefis gurme yiyecekler günlük olarak üretiliyor ve satılıyor. Hediye edeceğiniz kişinin damak tadına uygun bir şey mutlaka bulursunuz.
* Divan pastaneleri nefis Fransız makaronları (macaroon) yapıyor. Size en yakın Divan'dan şam fıstıklı, çilekli, vanilyalı ya da limonlu makaron alabilirsiniz. Makaron görünüm itibarıyla da harika bir hediye olacaktır. Bir zamanlar Kitchenette'lerin girişinde ekmek ve pasta satılan bölümde de makaron gördüğümü hatırlıyorum. Tadı nasıl bilmiyorum ama tahminimce yüzünüzü kara çıkarmaz, oradan da alabilirsiniz.
* Gurme reçel için Macro Center marketlerine ve Şütte, Sanral vb. büyük şarküterilere bakın. Pek çok güzel reçel getiriyorlar. Meraklısı için harika bir hediye olabilir.
* Epicurious'un tavsiyeleri arasında Sachertorte (zaher-torte diye okunuyor) de var. Orijinali Viyana'daki Sacher Hotel'in pastanesinden alınan bu çikolatalı ve kayısı marmelatlı keki, İstanbul'da Cafe Wien'de bulabilirsiniz. Az sayıda üretiliyor ve gün içinde bitebiliyor. Önceden sipariş vermeniz gerekebilir.
* En güzelini sona sakladım: Tabii ki çikolata! Yeni yılda trüf çikolata, şampanya veya iyi şarap hediye etmek de çok hoş olabilir. Kimsenin bu tür hediyeleri beğenmeyeceğini sanmıyorum. Özel bir çikolata arıyorsanız Reasürans Çarşısı'ndaki Lindt mağazasına (ismi Chocolate Charm) uğrayabilirsiniz (Touchdown'ın koridorunda). Burada marketlerde olmayan gurme çeşitler var. 4. Levent'teki Mövenpick Hotel'in içindeki GourmeT'de enfes İsviçre çikolataları, trüf çikolatalar ve diğer gurme yiyecekler satılıyor. Buradan da zevkinize uygun birşeyler seçebilirsiniz. Bu sene şampanya ve şarap için market ve şarküterilerin pek çoğunda özel reyon hazırlanmış. Bütçenize uygun seçenekleri araştırabilirsiniz.
Umarım "tatlı" bir yılbaşı gecesi geçirirsiniz. Yeni yılda her şey gönlünüzce olsun...
10 Aralık 2009 Perşembe
Yılbaşı için hediye önerileri
Bu sene yılbaşı yaklaşırken vitrinlerde pek ilginç bir şey göremiyorum. Yılbaşında hediye alışverişi yapmak adetinde değilim ancak vitrinlere bakmayı seviyorum. Yılda bir kez, bütün mağazaların allanıp pullanıp alışveriş için insanlara gaz verilmesi hoşuma gidiyor. Fakat dediğim gibi bu sene vitrinlerde pek ilginç bir sey yok, üstelik geçen sene bu zamanlarda indirime girdiğini bildiğim bazı mağazalarda indirim de yok...Tatlı Hayat'ın temasını yenilediğimde yeni açılan reklam alanlarından birine eklediğim İtalyan mağazası Forzieri'nin web sitesinde dolaşırken, resimdeki çantayı gördüm. Bu krokodil çantanın üç rengi var ama ben bu papaya sarısını beğendim. Fiyatı 133 Euro. İçinde ince bir zinciri var, dilerseniz omuzunuza da asabiliyorsunuz. Forzieri Türkiye'ye gönderim yapıyor. Dolayısıyla "sepete at" butonuna basmanız yeterli. Size başkasının bunları hediye etmesini istiyorsanız bir dilek listesine (wishlist) ekliyorsunuz ve ilgili kişilere dilek listenizi gösteriyorsunuz.
Oldukça lüks markalar ve ürünler satan Forzieri'de kadın ve erkek aksesuvarlarının yanı sıra dekoratif ev eşyaları da var. Yılbaşı hediyesi almaya (ya da bakmaya) niyetlenenlerin harika seçenekler bulacağına eminim.
Avrupa ve Amerikan sitelerinin çoğunda çılgınca yılbaşı alışverişi kampanyaları var. Yılbaşında herkes bir başkasına hediye alır. Dolayısıyla "giymeden almam, denemeden almam" diye bir durum yok. Bizim büyük mağazalarımızda neden böyle internetten satış olmadığını anlamıyorum. Mesela Harvey Nichols internetten tüm Türkiye'ye satış yapsa fena mı olur?
NOT: YKM'nin web sitesinden hediyelik eşya alınabiliyor fakat sitede kategorize etme ve arama fonksiyonları çok zayıf olduğundan aradığınızı bulmak için epey dolaşmanız gerekiyor.
8 Ağustos 2009 Cumartesi
200 Euro ver, Nirvana'ya er

Swarovski'nin yeni koleksiyonundan Nirvana yüzük. Fiyatı 200 Euro, Türkiye'de satış fiyatı 475 TL. Fotoğraftaki zümrüt yeşili kristal. Gümüş bir halkayı çepeçevre saran kristalden oluşuyor. Pembe, mavi, siyah, amber, mor renkleri de var. Herbiri farklı kesimlerde. Gözünüze önce kaba ve küt gibi görünse de önyargılı olmayın. Elinizde harika duruyor. Pembesi favorim fakat fotoğrafta yeşil daha göz alıcı görünüyor. Fazla söze gerek yok: 200 Euro verin, Nirvana'ya erin.
NOT: Her ne kadar Swarovski'nin Türkiye'de mağazaları varsa da, aradığinız her şeyi bulamadığınız için internetten alışveriş yapmak isterseniz, Türkiye'ye gönderim yaptıklarını söyleyeyim, aklınızda bulunsun.
2 Şubat 2009 Pazartesi
Şehir insanları için para tuzakları - II

Kaldığımız yerden devam ediyoruz. Şehir insanları için işte para tuzaklarının biri daha:
Tuzak 2: İndirim
Sezon değişirken, bütün mağazalarda davetkar indirim tabelaları yerlerini alır:
%50'ye varan indirim
%50+%20 indirim
İndirimoğlu indirim!
Şehir insanı! Amman, dikkat! İndirim tuzağına aldanma. O tuzak ki, insana yaz biterken bikini, kış biterken kenarı kürklü pembe eldiven aldırır... Peki, sen bu aldıklarını seneye giyebilecek misin? Asla!
Mağazacılıkta kuraldır: Gerçekten değerli, bir sonraki sezon yine satılabilecek bir şey varsa, fiyatı asla çok fazla düşmez. Hele size %50'den fazla indirmle bir şey sunuluyorsa, bilin ki, çöpten hallice bir şey alıyorsunuz. Burada "pahalı her şey çok iyidir, ucuz her şey çok kötüdür" demiyorum tabii. Parfüm ya da güneş gözlüğü gibi, çizme gibi, bir sonraki sezon yine rafa çıkabilecek deyim yerindeyse "bugünden yarına out olmayacak" şeylerin fiyatı pek fazla düşmez. Bunu söylüyorum.
Özellikle giyim mağazaları yılın bu zamanlarında indirimdedir. Çoğu insanın başına gelir: Şöyle güzel bir siyah cekete ihtiyacınız vardır. İndirim zamanı çıkıp biraz vitrin bakmak istersiniz. Uygun bir şey bulursanız ya da o geçenelerde beğenip alamadığınız ceket iyice indirime girmişse, almak niyetindesinizdir. Ama o beğendiğiniz ceketin ya sadece kırmızısı kalmıştır ya da sizin bedeniniz bitmiştir. Tüh, kısmet değilmiş... Başka mağazalara da bakayım derken, bir yerde yarı fiyatına inmiş muhteşem topuklu ayakkabılar; başka bir yerde harika kesimli bir kaban görürsünüz. Aslında ne zamandır yeni bir gece elbisesi de almak istiyorsunuzdur ama, bir türlü paraya kıyamamışsınızdır. Hazır indirimdeyken... Vitrin bakılan bir indirim gününde o ihtiyacınız olan siyah ceketi bulamazsınız ama, yeni bir ayakkabınız, bir kabanınız ve bir gece elbiseniz olabilir. Artık çok geç! Para tuzağına yakalandınız bile...
İndirim tuzağından korunmanın en etkili yolu, ondan uzak durmaktır. Evet, bu kadar basit. İndirimde olan her şeyin tu kaka olduğunu düşünün. Beğendiğiniz bir şeyin ya rengi ya bedenini bulamayacağınızı düşünün, bulamayacağınız bir şeyi aramakla neden vakit harcayasınız ki?
İndirim tuzağına yakalanmadan, indirimi fırsata çevirmek istiyorsanız (bu da amma klişe bir laf haline geldi bu aralar) gerçek bir irade testine hazır olun. Önce gardırobunuzu açın ve elinizdekileri dikkatlice inceleyin. Gerçekten ihtiyacınız olan bir ya da iki parça belirleyin. Örneğin "renkli bir kemer ile bu bluzu hem şununla hem bununla giyebilirim" diyorsanız, bir kemer ile iki yeni kombin oluşturabileceğinizden, o kemeri almak için kendinize izin verin. Ama bunu diyemiyorsanız, vazgeçin. Demek ki siz, pek de stil sahibi biri değilsiniz. Giyeceğinizi kafanızda tasarlayamıyorsanız, neyle neyin yakışacağını aynaya bakmadan anlayamıyorsanız, az buçuk çöpçü sayılırsınız. Zaten ne giyseniz emanet duracak. Boşverin, hiç değilse paranız cebinizde kalır...
31 Ocak 2009 Cumartesi
Ellisinde hala "taş gibi" olmak...

Buraya hiçbir şey yazmak istemiyorum. Başlık düsüncelerimi özetliyor. Louis Vuitton'un yeni koleksiyonunu Madonna tanıtıyor. Koleksiyonu beğenmedim ama Madonna'ya bayıldım...
9 Aralık 2008 Salı
Ekonomik Krizden Korkanlar ve Korkmayanlar İçin Tatlı Hayat Rehberi - III
Kriz zamanı ne yapılır, ne yapılmaz?
Kriz dönemlerinde sabit gelirliler için yapılacaklar ve yapılmayacaklar listemizi açıklamaya devam ediyoruz.
1. Krizde işsiz kalmayın,
2. Krizde parasız kalmayın, borçlu olmayın,
3. Krizde desteksiz kalmayın,
4. Kontrolü ele alın,
5. Önceliklerinizi değiştirin (değiştiğini kabul edin)
olarak sıraladığım beş madde vardı. İlk bakışta "söylemesi kolay" deyip dudak bükebilirsiniz. Ancak kendinizi kriz karşısında elleri bağlı bir kurban olarak görmemek ve gerekli önlemleri alabilmek için bu beş maddeyi ciddiye almanızı öneririm.
1. Krizde işsiz kalmayın.
Elbette sabit gelirle bir işte çalışıyorsanız, daha önceki yazılarımda belirttiğim gibi kriz az ya da çok sizin şirketinizi de etkileyecektir. Bu durumda krizde işsiz kalmamak elinizde değilmiş gibi görünebilir. Durun canım, o kadar da çaresiz değilsiniz. Öncelikle son üç-beş ay içinde şirketinizin durumu ne idi, ne oldu? Sizin için işsizlik tehdidi var mı, yok mu? Bu soruların yanıtlarını bulmaya çalışın. Çalıştığınız pozisyon ya da şirketinizin yapısı bazi mali verilere erişmenize izin vermeyebilir. Bu durumda şirketinizde işlerin yolunda gidip gitmediğini şu gözlemlerle anlayabilirsiniz: Öncelikle şirketinizin bulunduğu sektör, ekonominin lokomotif sektörlerinden biri mi? Otomotiv ya da hızlı tüketim ürünleri sektöründe misiniz? Şirketinizin iş yapması yurt dışı ile bağlantılı mı? Döviz kurlarındaki dalgalanmalar işlerinizi etkiliyor mu? Hizmet üretiyor musunuz? Şirketinizin en büyük maliyet kaynağı nedir? (Hammadde mi, insan kaynağı mı, üretim giderleri mi?) Şirketinizin iş yaptığı başka şirketlere ödemelerinde gecikmeler oluyor mu? Yani şirketinizi arayıp ödeme için sıkıştıran alacaklılar var mı?
Bu sorulara vereceğiniz her "evet" cevabı, ne yazık ki sizin için işsizlik tehdidinin olasılığını yükseltir. Buradaki iki sorunun cevabı çok kritiktir: Eğer şirketiniz hizmet üretiyorsa ve en büyük maliyeti insan kaynağı oluşturuyorsa, maliyetleri kısmaya çalışmak eninde sonunda personel çıkarmakla sonuçlanacaktır. İkinci kritik konu da ödemelerinizde aksaklıkların olmasıdır. Bu durumda şirketiniz nakit konusunda sıkıntı çekiyor demektir ve her ay maaş ödenmesi gereken personel demek her ay ödenmesi gereken borç demektir. Şirketiniz zaten alacaklılarına ödeme yapamazken, size tıkır tıkır maaş ödeyebileceğini düşünmeyin. Hele hele krizin bir-iki ay değil de bir-iki yıl süreceği konuşulurken...
İşsiz kalma ihtimaliniz, şirketteki pozisyonunuzla da çok ilgilidir. Siz ya da yaptığınız iş, şirketinizin faaliyetlerinin devamlılığı için ne kadar gerekli? Siz olmasanız işler yürür mü? Örneğin sizinle aynı işi yapan üç kişi daha varsa,birinizin işten çıkarılması diğer üçünün iş yükünü biraz arttırır ama dünyanın sonu gelmez. Aynı şekilde sizin yaptığınız iş, dış kaynağa verilebilir mi (outsource edilebilir mi?)? Verilebiliyorsa, o şirket için çok da kritik bir iş yapmıyorsunuz demektir. İşsiz kalma ihtimalinizin olduğunu ciddi ciddi düşünün.
Diyelim ki işsiz kalma ihtimaliniz var. Bunu önlemek için ne yapabilirsiniz? Benim size verebileceğim tavsiye, göreviniz ya da pozisyonunuz ne olursa olsun, şirketinizin mali durumunu yukarıdaki sorular ışığında anlamaya çalışmak ve işlerin bundan sonra nasıl yürüyeceğine dair şirketinizin politikasını öğrenmektir. Bunu üstlerinizden ya da başka bölümlerde çalışan arkadaşlarınızdan öğrenmeye çalışın. Yeterli bilgi toplayamıyorsanız, yöneticinize açıkça sorun: "Şirketimizin içinde bulunduğu koşullarda benim ya da arkadaşlarımın işsiz kalma olasılığı var mı?" Yöneticiniz kulaktan kulağa felaket senaryoları yayılmasın diye bu konuda çok net bir yanıt vermeyebilir. Ne kadar belirsiz konuşursa, o kadar belirsizlik var demektir. Dikkat! Bir diğer tavsiyem, şirketinizde şu anda yaptığınız işin dışında üstlenebileceğiniz başka görevler olup olmadığını araştırmaktır. Örneğin satışta çalışıyorsanız ve işleriniz beş değil de üç satış görevlisiyle yürüyecek gibiyse, aranızdan iki kişinin işsiz kalma ihtimali vardır. Şirket içinde başka bir bölümde çalışabilir misiniz? Nitelikleriniz elveriyorsa bunu yöneticinizle konuşun ve satış dışında bir görev daha almaya çalışın. Bu durumda, aldığınız maaş şirket için daha küçük bir yük haline gelir. Üniversite öğrencisiyken bir mimarlık bürosunda çalışıyordum. Galiba 1994 idi ve yine ciddi bir kriz vardı. O aralar bu meselelere pek kafa yormadığımdan, bilmiyorum... Patronumuz ofise her gün temizlik ve çay yapmak için gelen kadını artık finanse edemeyeceğini söyledi, "kendi çayınızı yapmak ve mutfağı düzenli tutmaktan sorumlusunuz" dedi. Biz kendi aramızda bir nöbet çizelgesi oluşturduk ve her gün birimiz çay demlemeden, birimiz bulaşık ve çöpten sorumlu olduk. Cuma akşamları biz işten çıkarken, yövmiyeli biri gelip ofisi iyice silip süpürüyor, mutfağı ve banyoyu köşe bucak temizliyordu. Bunu krize çözüm diye örneklemem abartılı gelebilir. Fakat ofis içinde çöp boşaltmak ya da çay yapmak konusunda hiçkimse ekstra sorumluluk üstlenmeseydi, ofiste kaos çıkacak ve temizlik gideri patronumuz için kaçınılmaz bir gider haline gelecek, bu durumda da başka yerlerden maliyetleri kısmak zorunda kalacaktı (kimbilir hangimiz?)
Özetle işsiz kalabileceğiniz gerçeğiyle yüzleşin, ihtimal hesabı yapın, en son gözden çıkarılacak kişi olmak için elinizden geleni yapın.
2. Krizde parasız kalmayın, borçlu olmayın
Kriz döneminde işsiz kalma olasılığını bir gün olsun aklınızdan çıkarmayın ve olan bitene bir de bu olasılık ışığında bakın. Örneğin şu an geliriniz giderlerinizi karşılamaya yetiyor olabilir. Peki geride kaç paranız var? İleri dönük ne kadar borcunuz var? Önümüzdeki ay maaş alamazsanız kendinizi geçindirebilir misiniz? Bu şekilde kaç ay idare edebilirsiniz? Bu soruların cevapları pek parlak bir tablo ortaya koymuyorsa, dikkat! Zaten ucu ucuna geçiniyorsanız veya ileri dönük borcunuz varsa (kredi taksidi ya da kredi kartı borcu gibi) maaşınızı üç gün geç almak bile hayatınızı altüst etmeye yetebilir. Bu durumdan bir an önce kurtulmaya bakın. Daha önce hiç başınıza gelmemiş olabilir, bilmiyor olabilirsiniz. Hayatta hiç gelirinizin olmamasından daha beteri de vardır: Hiç geliriniz olmadığı halde her gün katlanarak artan bir borcunuzun olması.
Eğer şu aralar borçluysanız, tavsiyem, hala vakit varken kötünün iyisini seçin. Faizi katlanarak artan borç yerine, sabit faizli borcu ya da döviz borcunu tercih edin. Daha açıkçası bir seferde ödeyebileceğinizden fazla kredi kartı borcunuz varsa, tüketici kredisi vb. alarak sabit taksitlere bölmeye çalışın. Ailenizden ya da arkadaşlarınızdan ödünç para alın, borcunuzu kapatmaya gayret edin.
Borcunuz yoksa ama ay sonunu zor getiriyorsanız, 31'inde maaş alıp 1'inde kira ya da taksit ödüyorsanız bir gün, maaşınızın gününde yatmamasından çok olumsuz etkilenebilirsiniz. Kendinizi bu durumdan koruyacak kadar nakiti (hatta daha fazlasını) bir köşeye ayırmaya gayret edin. Gerekiyorsa yeni giysi almayın, tatilinizi erteleyin, sinemaya gitmeyin, eski ayakkabılarınızı giymeye devam edin... Fakat bütçenizi (ve kendinizi) asla bu kadar savunmasız durumda bırakmayın.
Kriz ortamında kendinizi pek de tehdit altında hissetmezken bunu yapmak (daha doğrusu böyle bir önlem almaya ihtiyaç duymak) zor olabilir. "Ne gerek var, benim için böyle bir tehdit yok" diyebilirsiniz. Haklı da olabilirsiniz. Fakat yine de ayağınızı yorganınıza göre uzatın. Zararını değil yararını görürsünüz. Beşinci maddede belirtilen "önceliklerinizin değiştiğini kabul edin" gerçeğini hiç aklınıdan çıkarmayın. Bugün, dünden farklı ve yarın için pek iyimser olamıyoruz. Bu durumda elinizi attığınız her şey için "gerçekten gerekli mi?" ya da "bunsuz da yapabilir miyim?" diye kendi kendinize sorun, başta giyim-kuşam olmak üzere gereksiz her tür masraftan kaçının. Emin olun, patronlarınız bunu her gün soruyorlar. Ve onlar böyle düşünürken siz bu kadar rahat olmamalısınız...
3. Krizde desteksiz kalmayın
Kriz zamanları, sizi maddi olarak değilse de psikolojik olarak yıpratacaktır. Buna hazırlıklı olun. Genelde işlerin ters gittiği bir iş yerinde huzursuzluk vardır ve herkes bundan payını alır. Huzursuz bir yönetici, huysuz bir iş arkadaşı, gergin bir patron... Böyle ortamlarda bazı çalışanlar psikolojik gerilime dayanamazlar ve kimbilir kime kızıp kendiliklerinden işten ayrılırlar. Kriz zamanı yapılacak en kötü şeylerden biri olmakla birlikte, yaptığınız şey yüzünden çevrenizin desteğini kaybetmek daha kötüdür. Bu nedenle böyle bir karar alırken sorumlu olduğunuz kişilerin (eşiniz, çocuklarınız, diğer aile bireyleri) sizi desteklediğinden emin olun. İşten ayrılmak vb. bir durum söz konusu olmasa bile, yaptığınız iş yakınlarınızın tasvip ettiği bir iş mi? Çevrenizden herhangi bir olumsuzlukta "ben sana demiştim..." diye başlayan nutuklar işitecek misiniz?
Sizi yıpratabilecek bu gibi manzaralara hazır olun ve mümkün olduğunca yakınlarınızın desteğini arkanıza alın. Gergin bir iş ortamında herkesle ilişkileriniz sağlıklı tutabilmenin olası hasarınızı (maddi manevi) azaltacağını unutmayın.
4. Kontrolü ele alın
Yine "söylemesi kolay" olup, yapması kolay olmayan şeylerden birine geldik. Burada iki şey kastediyorum: Birincisi içinde bulunduğunuz durumu anlayarak başınıza geleceklere hazırlıklı olmanız, risk değerlendirmesi yapmanız. İkincisi ise risk karşısında uygulanması gerekenler için hemen hemen hiçbir şeyi şansa bırakmamanız. Risk değerlendirmesini işsiz ve parasız kalmamak için yapmanız gerekiyor zaten. Riskinizi ölçün biçin, işsiz kalma ihtimaline karşı kenara para koymaya çalışın. Bunun için de gerçekçi olun. Gerçek ihtiyaçlarınız neler, lüksleriniz neler? Harcamalarınızı ne kadar kısabilirsiniz? Kendinizi kısıtlayarak ne kadar devam edebilirsiniz (bu da çok önemli bir faktör)? Harcamalarınızın ne kadarını siz yapıyorsunuz, ne kadarını aileniz yapıyor? Tüm bu soruların yanıtları için kontrolü ele almaya gayret edin. Daha somut bir örnek vermek gerekirse, dövizle kira ödüyorsanız örneğin, her ay ne kadar ödeyeceğiniz konusunu şansa bırakmayın. Ev sahibinizle konuşun, ya dövizi belli bir fiyata sabitleyin ya da koşulların değiştiğini, TL cinsinden ödeme yapabileceğinizi söyleyin. Kabul etmeye yanaşmıyorsa, daha uygun fiyatlı bir ev araştırın. Bunların hepsi, eli kolu bağlı, dövizdeki dalgalanmalar karşısında çaresiz kalmaktan iyidir. Eğer bütçenizde çocuğunuzun okul taksitleri büyük bir gider kalemiyse ve işsiz (gelirsiz) kalmanız durumunda ödeyebilecek gücünüz yoksa, okul idaresiyle bu konuyu görüşün. Herhangi bir ödeme kolaylığı tanımıyorlarsa, çocuğunuzu özel okuldan alın, devlet okuluna verin. İnanın dünyanın sonu değil! Taksitleri ödeyemezseniz zaten bunu yapmak zorunda kalacaksınız. Bu gibi konularda kontrolü ele alın ve önceliklerinizin değiştiğini kabul edin.
5. Önceliklerinizi değiştirin (değiştiğini kabul edin)
Beşinci madde olarak yazdım ama, belki de ilk madde bu olmalıydı. Çünkü atacağınız her adım için öncelikle bu gerçeği kabul etmeniz gerekiyor. Her şeyden önce kabul etmemiz gereken şey: hiçbir şey dünkü gibi değil. Bugünkü ekonomik durumumuz dünden daha kötü olmayabilir. Bu, işlerin iyiye gittiğini göstermez, çünkü yarına ilişkin risk taşıyoruz. Krize neden olan şey risktir. İnsanların çoğunluğu da riskler karşısında kendini sağlama almak ister. Çoğunluğa uyun, kendinizi sağlama alın. Bunun için de, öncelikle dün yaptıklarımızın bugün doğru olmayabileceği gerçeğini kabul edin.
Yine somut bir örnek vereyim. Örneğin dün işleriniz yolundaydı ve işvereniniz her yıl maaşınıza zam yapıyordu. Geliriniz belli bir muhitte belli bir standarttaki konutun kirasına (hatta belki de kredi taksitini ödemeye) yetiyordu. Yaz tatili dışında bayram tatilinde de seyahate çıkabiliyordunuz ve evinize temizlik işleri ya da çocuk bakmak için gelen kişiye düzenli ödeme yapmaya gücünüz yetiyordu. Dün, işlerin daha iyiye gitme ihtimali yüksekti. Çevrenizdeki herkes böyle düşünüyordu. Diyelim ki bugün, geliriniz ve yaşam standardınız aynı. Aradaki fark, yarın işlerin daha iyiye gideceğine artık kimsenin inanmıyor olması. Bu, sizi, realitenizi ve önceliklerinizi değiştirmeye zorlar. Yarın, belki işler sizin için hiç de kötü gitmeyecek. İşinizi kaybetmeyeceksiniz ve geliriniz azalmayacak. Bunu bilemeyiz. Sadece şundan emin olabiliriz: Sabit gelirli biri olarak, hayat standardınız gelirinizin sürekliliğine bağlıdır ve köşenizde örneğin sizi bir yıl geçindirecek birikiminiz yoksa, sürekliliğe muhtaçsınız (yani risk altındasınız) demektir. Bu noktada, iki şey yapılabilir: "Benim için ortada bir tehdit yok" diyerek dün yaptığınız her şeye devam edebilirsiniz (Ki bu sizi dünden daha iyi bir noktaya götürmez, olsa olsa seviyenizi korursunuz). Ya da "risk altındayım, olası kötü günlere karşı borçlarımı azaltıp birikimimi arttırmalıyım" diyebilirsiniz. Bu durumda hayat standardınızdan ödün verirsiniz. Az ya da çok. Bu, sizin risk değerlendirmenize bağlıdır. Sonuçta işiniz tehlikeye girerse, tamamen hazırlıksız yakalanmamış olursunuz, maddi ya da manevi olarak üstesinden gelebilecek gücünüz olur. İşiniz tehlikeye girmezse, biraz dişinizi sıkmış, borçlarınızı ödemiş ve bir miktar da para biriktirmiş olursunuz. Hayatınıza eski standardından ya da bir üst seviyeden devam edersiniz. Fena bir tavsiye gibi görünmüyor...
Bir sonraki yazımda, önceliklerimizi değiştirirken kriterlerimizi neye göre belirleyeceğimizi anlatacağım. Şehir insanları için para tuzakları ve kaçinma yöntemlerine değineceğim. Şimdilik iyi bayramlar.
Kriz dönemlerinde sabit gelirliler için yapılacaklar ve yapılmayacaklar listemizi açıklamaya devam ediyoruz.
1. Krizde işsiz kalmayın,
2. Krizde parasız kalmayın, borçlu olmayın,
3. Krizde desteksiz kalmayın,
4. Kontrolü ele alın,
5. Önceliklerinizi değiştirin (değiştiğini kabul edin)
olarak sıraladığım beş madde vardı. İlk bakışta "söylemesi kolay" deyip dudak bükebilirsiniz. Ancak kendinizi kriz karşısında elleri bağlı bir kurban olarak görmemek ve gerekli önlemleri alabilmek için bu beş maddeyi ciddiye almanızı öneririm.
1. Krizde işsiz kalmayın.
Elbette sabit gelirle bir işte çalışıyorsanız, daha önceki yazılarımda belirttiğim gibi kriz az ya da çok sizin şirketinizi de etkileyecektir. Bu durumda krizde işsiz kalmamak elinizde değilmiş gibi görünebilir. Durun canım, o kadar da çaresiz değilsiniz. Öncelikle son üç-beş ay içinde şirketinizin durumu ne idi, ne oldu? Sizin için işsizlik tehdidi var mı, yok mu? Bu soruların yanıtlarını bulmaya çalışın. Çalıştığınız pozisyon ya da şirketinizin yapısı bazi mali verilere erişmenize izin vermeyebilir. Bu durumda şirketinizde işlerin yolunda gidip gitmediğini şu gözlemlerle anlayabilirsiniz: Öncelikle şirketinizin bulunduğu sektör, ekonominin lokomotif sektörlerinden biri mi? Otomotiv ya da hızlı tüketim ürünleri sektöründe misiniz? Şirketinizin iş yapması yurt dışı ile bağlantılı mı? Döviz kurlarındaki dalgalanmalar işlerinizi etkiliyor mu? Hizmet üretiyor musunuz? Şirketinizin en büyük maliyet kaynağı nedir? (Hammadde mi, insan kaynağı mı, üretim giderleri mi?) Şirketinizin iş yaptığı başka şirketlere ödemelerinde gecikmeler oluyor mu? Yani şirketinizi arayıp ödeme için sıkıştıran alacaklılar var mı?
Bu sorulara vereceğiniz her "evet" cevabı, ne yazık ki sizin için işsizlik tehdidinin olasılığını yükseltir. Buradaki iki sorunun cevabı çok kritiktir: Eğer şirketiniz hizmet üretiyorsa ve en büyük maliyeti insan kaynağı oluşturuyorsa, maliyetleri kısmaya çalışmak eninde sonunda personel çıkarmakla sonuçlanacaktır. İkinci kritik konu da ödemelerinizde aksaklıkların olmasıdır. Bu durumda şirketiniz nakit konusunda sıkıntı çekiyor demektir ve her ay maaş ödenmesi gereken personel demek her ay ödenmesi gereken borç demektir. Şirketiniz zaten alacaklılarına ödeme yapamazken, size tıkır tıkır maaş ödeyebileceğini düşünmeyin. Hele hele krizin bir-iki ay değil de bir-iki yıl süreceği konuşulurken...
İşsiz kalma ihtimaliniz, şirketteki pozisyonunuzla da çok ilgilidir. Siz ya da yaptığınız iş, şirketinizin faaliyetlerinin devamlılığı için ne kadar gerekli? Siz olmasanız işler yürür mü? Örneğin sizinle aynı işi yapan üç kişi daha varsa,birinizin işten çıkarılması diğer üçünün iş yükünü biraz arttırır ama dünyanın sonu gelmez. Aynı şekilde sizin yaptığınız iş, dış kaynağa verilebilir mi (outsource edilebilir mi?)? Verilebiliyorsa, o şirket için çok da kritik bir iş yapmıyorsunuz demektir. İşsiz kalma ihtimalinizin olduğunu ciddi ciddi düşünün.
Diyelim ki işsiz kalma ihtimaliniz var. Bunu önlemek için ne yapabilirsiniz? Benim size verebileceğim tavsiye, göreviniz ya da pozisyonunuz ne olursa olsun, şirketinizin mali durumunu yukarıdaki sorular ışığında anlamaya çalışmak ve işlerin bundan sonra nasıl yürüyeceğine dair şirketinizin politikasını öğrenmektir. Bunu üstlerinizden ya da başka bölümlerde çalışan arkadaşlarınızdan öğrenmeye çalışın. Yeterli bilgi toplayamıyorsanız, yöneticinize açıkça sorun: "Şirketimizin içinde bulunduğu koşullarda benim ya da arkadaşlarımın işsiz kalma olasılığı var mı?" Yöneticiniz kulaktan kulağa felaket senaryoları yayılmasın diye bu konuda çok net bir yanıt vermeyebilir. Ne kadar belirsiz konuşursa, o kadar belirsizlik var demektir. Dikkat! Bir diğer tavsiyem, şirketinizde şu anda yaptığınız işin dışında üstlenebileceğiniz başka görevler olup olmadığını araştırmaktır. Örneğin satışta çalışıyorsanız ve işleriniz beş değil de üç satış görevlisiyle yürüyecek gibiyse, aranızdan iki kişinin işsiz kalma ihtimali vardır. Şirket içinde başka bir bölümde çalışabilir misiniz? Nitelikleriniz elveriyorsa bunu yöneticinizle konuşun ve satış dışında bir görev daha almaya çalışın. Bu durumda, aldığınız maaş şirket için daha küçük bir yük haline gelir. Üniversite öğrencisiyken bir mimarlık bürosunda çalışıyordum. Galiba 1994 idi ve yine ciddi bir kriz vardı. O aralar bu meselelere pek kafa yormadığımdan, bilmiyorum... Patronumuz ofise her gün temizlik ve çay yapmak için gelen kadını artık finanse edemeyeceğini söyledi, "kendi çayınızı yapmak ve mutfağı düzenli tutmaktan sorumlusunuz" dedi. Biz kendi aramızda bir nöbet çizelgesi oluşturduk ve her gün birimiz çay demlemeden, birimiz bulaşık ve çöpten sorumlu olduk. Cuma akşamları biz işten çıkarken, yövmiyeli biri gelip ofisi iyice silip süpürüyor, mutfağı ve banyoyu köşe bucak temizliyordu. Bunu krize çözüm diye örneklemem abartılı gelebilir. Fakat ofis içinde çöp boşaltmak ya da çay yapmak konusunda hiçkimse ekstra sorumluluk üstlenmeseydi, ofiste kaos çıkacak ve temizlik gideri patronumuz için kaçınılmaz bir gider haline gelecek, bu durumda da başka yerlerden maliyetleri kısmak zorunda kalacaktı (kimbilir hangimiz?)
Özetle işsiz kalabileceğiniz gerçeğiyle yüzleşin, ihtimal hesabı yapın, en son gözden çıkarılacak kişi olmak için elinizden geleni yapın.
2. Krizde parasız kalmayın, borçlu olmayın
Kriz döneminde işsiz kalma olasılığını bir gün olsun aklınızdan çıkarmayın ve olan bitene bir de bu olasılık ışığında bakın. Örneğin şu an geliriniz giderlerinizi karşılamaya yetiyor olabilir. Peki geride kaç paranız var? İleri dönük ne kadar borcunuz var? Önümüzdeki ay maaş alamazsanız kendinizi geçindirebilir misiniz? Bu şekilde kaç ay idare edebilirsiniz? Bu soruların cevapları pek parlak bir tablo ortaya koymuyorsa, dikkat! Zaten ucu ucuna geçiniyorsanız veya ileri dönük borcunuz varsa (kredi taksidi ya da kredi kartı borcu gibi) maaşınızı üç gün geç almak bile hayatınızı altüst etmeye yetebilir. Bu durumdan bir an önce kurtulmaya bakın. Daha önce hiç başınıza gelmemiş olabilir, bilmiyor olabilirsiniz. Hayatta hiç gelirinizin olmamasından daha beteri de vardır: Hiç geliriniz olmadığı halde her gün katlanarak artan bir borcunuzun olması.
Eğer şu aralar borçluysanız, tavsiyem, hala vakit varken kötünün iyisini seçin. Faizi katlanarak artan borç yerine, sabit faizli borcu ya da döviz borcunu tercih edin. Daha açıkçası bir seferde ödeyebileceğinizden fazla kredi kartı borcunuz varsa, tüketici kredisi vb. alarak sabit taksitlere bölmeye çalışın. Ailenizden ya da arkadaşlarınızdan ödünç para alın, borcunuzu kapatmaya gayret edin.
Borcunuz yoksa ama ay sonunu zor getiriyorsanız, 31'inde maaş alıp 1'inde kira ya da taksit ödüyorsanız bir gün, maaşınızın gününde yatmamasından çok olumsuz etkilenebilirsiniz. Kendinizi bu durumdan koruyacak kadar nakiti (hatta daha fazlasını) bir köşeye ayırmaya gayret edin. Gerekiyorsa yeni giysi almayın, tatilinizi erteleyin, sinemaya gitmeyin, eski ayakkabılarınızı giymeye devam edin... Fakat bütçenizi (ve kendinizi) asla bu kadar savunmasız durumda bırakmayın.
Kriz ortamında kendinizi pek de tehdit altında hissetmezken bunu yapmak (daha doğrusu böyle bir önlem almaya ihtiyaç duymak) zor olabilir. "Ne gerek var, benim için böyle bir tehdit yok" diyebilirsiniz. Haklı da olabilirsiniz. Fakat yine de ayağınızı yorganınıza göre uzatın. Zararını değil yararını görürsünüz. Beşinci maddede belirtilen "önceliklerinizin değiştiğini kabul edin" gerçeğini hiç aklınıdan çıkarmayın. Bugün, dünden farklı ve yarın için pek iyimser olamıyoruz. Bu durumda elinizi attığınız her şey için "gerçekten gerekli mi?" ya da "bunsuz da yapabilir miyim?" diye kendi kendinize sorun, başta giyim-kuşam olmak üzere gereksiz her tür masraftan kaçının. Emin olun, patronlarınız bunu her gün soruyorlar. Ve onlar böyle düşünürken siz bu kadar rahat olmamalısınız...
3. Krizde desteksiz kalmayın
Kriz zamanları, sizi maddi olarak değilse de psikolojik olarak yıpratacaktır. Buna hazırlıklı olun. Genelde işlerin ters gittiği bir iş yerinde huzursuzluk vardır ve herkes bundan payını alır. Huzursuz bir yönetici, huysuz bir iş arkadaşı, gergin bir patron... Böyle ortamlarda bazı çalışanlar psikolojik gerilime dayanamazlar ve kimbilir kime kızıp kendiliklerinden işten ayrılırlar. Kriz zamanı yapılacak en kötü şeylerden biri olmakla birlikte, yaptığınız şey yüzünden çevrenizin desteğini kaybetmek daha kötüdür. Bu nedenle böyle bir karar alırken sorumlu olduğunuz kişilerin (eşiniz, çocuklarınız, diğer aile bireyleri) sizi desteklediğinden emin olun. İşten ayrılmak vb. bir durum söz konusu olmasa bile, yaptığınız iş yakınlarınızın tasvip ettiği bir iş mi? Çevrenizden herhangi bir olumsuzlukta "ben sana demiştim..." diye başlayan nutuklar işitecek misiniz?
Sizi yıpratabilecek bu gibi manzaralara hazır olun ve mümkün olduğunca yakınlarınızın desteğini arkanıza alın. Gergin bir iş ortamında herkesle ilişkileriniz sağlıklı tutabilmenin olası hasarınızı (maddi manevi) azaltacağını unutmayın.
4. Kontrolü ele alın
Yine "söylemesi kolay" olup, yapması kolay olmayan şeylerden birine geldik. Burada iki şey kastediyorum: Birincisi içinde bulunduğunuz durumu anlayarak başınıza geleceklere hazırlıklı olmanız, risk değerlendirmesi yapmanız. İkincisi ise risk karşısında uygulanması gerekenler için hemen hemen hiçbir şeyi şansa bırakmamanız. Risk değerlendirmesini işsiz ve parasız kalmamak için yapmanız gerekiyor zaten. Riskinizi ölçün biçin, işsiz kalma ihtimaline karşı kenara para koymaya çalışın. Bunun için de gerçekçi olun. Gerçek ihtiyaçlarınız neler, lüksleriniz neler? Harcamalarınızı ne kadar kısabilirsiniz? Kendinizi kısıtlayarak ne kadar devam edebilirsiniz (bu da çok önemli bir faktör)? Harcamalarınızın ne kadarını siz yapıyorsunuz, ne kadarını aileniz yapıyor? Tüm bu soruların yanıtları için kontrolü ele almaya gayret edin. Daha somut bir örnek vermek gerekirse, dövizle kira ödüyorsanız örneğin, her ay ne kadar ödeyeceğiniz konusunu şansa bırakmayın. Ev sahibinizle konuşun, ya dövizi belli bir fiyata sabitleyin ya da koşulların değiştiğini, TL cinsinden ödeme yapabileceğinizi söyleyin. Kabul etmeye yanaşmıyorsa, daha uygun fiyatlı bir ev araştırın. Bunların hepsi, eli kolu bağlı, dövizdeki dalgalanmalar karşısında çaresiz kalmaktan iyidir. Eğer bütçenizde çocuğunuzun okul taksitleri büyük bir gider kalemiyse ve işsiz (gelirsiz) kalmanız durumunda ödeyebilecek gücünüz yoksa, okul idaresiyle bu konuyu görüşün. Herhangi bir ödeme kolaylığı tanımıyorlarsa, çocuğunuzu özel okuldan alın, devlet okuluna verin. İnanın dünyanın sonu değil! Taksitleri ödeyemezseniz zaten bunu yapmak zorunda kalacaksınız. Bu gibi konularda kontrolü ele alın ve önceliklerinizin değiştiğini kabul edin.
5. Önceliklerinizi değiştirin (değiştiğini kabul edin)
Beşinci madde olarak yazdım ama, belki de ilk madde bu olmalıydı. Çünkü atacağınız her adım için öncelikle bu gerçeği kabul etmeniz gerekiyor. Her şeyden önce kabul etmemiz gereken şey: hiçbir şey dünkü gibi değil. Bugünkü ekonomik durumumuz dünden daha kötü olmayabilir. Bu, işlerin iyiye gittiğini göstermez, çünkü yarına ilişkin risk taşıyoruz. Krize neden olan şey risktir. İnsanların çoğunluğu da riskler karşısında kendini sağlama almak ister. Çoğunluğa uyun, kendinizi sağlama alın. Bunun için de, öncelikle dün yaptıklarımızın bugün doğru olmayabileceği gerçeğini kabul edin.
Yine somut bir örnek vereyim. Örneğin dün işleriniz yolundaydı ve işvereniniz her yıl maaşınıza zam yapıyordu. Geliriniz belli bir muhitte belli bir standarttaki konutun kirasına (hatta belki de kredi taksitini ödemeye) yetiyordu. Yaz tatili dışında bayram tatilinde de seyahate çıkabiliyordunuz ve evinize temizlik işleri ya da çocuk bakmak için gelen kişiye düzenli ödeme yapmaya gücünüz yetiyordu. Dün, işlerin daha iyiye gitme ihtimali yüksekti. Çevrenizdeki herkes böyle düşünüyordu. Diyelim ki bugün, geliriniz ve yaşam standardınız aynı. Aradaki fark, yarın işlerin daha iyiye gideceğine artık kimsenin inanmıyor olması. Bu, sizi, realitenizi ve önceliklerinizi değiştirmeye zorlar. Yarın, belki işler sizin için hiç de kötü gitmeyecek. İşinizi kaybetmeyeceksiniz ve geliriniz azalmayacak. Bunu bilemeyiz. Sadece şundan emin olabiliriz: Sabit gelirli biri olarak, hayat standardınız gelirinizin sürekliliğine bağlıdır ve köşenizde örneğin sizi bir yıl geçindirecek birikiminiz yoksa, sürekliliğe muhtaçsınız (yani risk altındasınız) demektir. Bu noktada, iki şey yapılabilir: "Benim için ortada bir tehdit yok" diyerek dün yaptığınız her şeye devam edebilirsiniz (Ki bu sizi dünden daha iyi bir noktaya götürmez, olsa olsa seviyenizi korursunuz). Ya da "risk altındayım, olası kötü günlere karşı borçlarımı azaltıp birikimimi arttırmalıyım" diyebilirsiniz. Bu durumda hayat standardınızdan ödün verirsiniz. Az ya da çok. Bu, sizin risk değerlendirmenize bağlıdır. Sonuçta işiniz tehlikeye girerse, tamamen hazırlıksız yakalanmamış olursunuz, maddi ya da manevi olarak üstesinden gelebilecek gücünüz olur. İşiniz tehlikeye girmezse, biraz dişinizi sıkmış, borçlarınızı ödemiş ve bir miktar da para biriktirmiş olursunuz. Hayatınıza eski standardından ya da bir üst seviyeden devam edersiniz. Fena bir tavsiye gibi görünmüyor...
Bir sonraki yazımda, önceliklerimizi değiştirirken kriterlerimizi neye göre belirleyeceğimizi anlatacağım. Şehir insanları için para tuzakları ve kaçinma yöntemlerine değineceğim. Şimdilik iyi bayramlar.
22 Kasım 2008 Cumartesi
Ekonomik Krizden Korkanlar ve Korkmayanlar İçin Tatlı Hayat Rehberi - II

Kaldığımız yerden devam ediyoruz. Bloga yazı yazmayı boşladığım son günlerde, doğrulanamayan bir haber aldık. Akbank'tan 1700 kişinin işten çıkarıldığına dair. Rakam doğru olmasa da gerçeklik payı vardır, krizden finans ve hizmet sektörü çok kolay etkileniyor. Peki, krizin kapımıza kadar geldiğini gördük. Ne yapacağız? Tatlı Hayat bitti mi?
Tatlı hayat bitti mi?
Şurası bir gerçek ki, işsiz kalanlar için hayat zor; ama hala işi olanlar için de pek parlak olmayacak. Öncelikle iş yükleri artacak, sonra hayat koşulları zorlaşacak. Daha şimdiden doğalgaza %60'a varan oranda zam geldi. Elektrik ve telefon ücretleri de durduğu yerde durmuyor. Daha başka bir örnek: Bugün bir arkadaşım, Ulus'ta ev değiştiren bir arkadaşının kendi ödediğinin üçte ikisi kiraya bir eve yerleştiğini anlattı. Yani o bölgede ev kiraları düşüyor. Eski kiracı olarak, eski yüksek rayiçten kira ödemek zorunda kaldığından dert yandı. Bunun gibi nedenler yüzünden, eski tatlı hayat günlerimizin sona erdiğini söylemek mümkün.
Kriz ortamında herkes kendi tatlı hayatının bitip bitmediğine karar verebilir. Buna karar vermek için benim önerim basitçe bir muhasebe yapmak. Kağıt kalemle bir tarafa gelirinizi, bir tarafa giderleriniz yazmak uzun vade için yeteri kadar açık görüş sağlamayabilir. İnternette ücretsiz kişisel bütçe programları var. Bir tane indirmenizi öneririm. Benim kullandığım BudgetCalendar adında çök basit bir program. Tıpkı Outlook'ta olduğu gibi bir takvim var. Maaşlı bir çalışansanız, ayın 31'ine gelirinizi yazıyorsunuz ve mükerrer olduğunu işaretliyorsunuz. Kira, taksit, kredi kartı ödemesi vb. giderlerinizi ilgili tarihlere giriyorsunuz, kaçar tekrar olduğunu işliyorsunuz. Bunları işlerken gıda, giyim, kira vb. tag'ler koyarsanız, gelirinizin kaçta kaçını nereye harcadığınızı görebilirsiniz. Sonuçta takvime ilgili tarihlerde ilgili harcamaları, önümüzdeki aylar için de kabaca bir harcama öngörüsü girdiğinizde, gelecek bir yılın nakit akışını takvimde görüyorsunuz. Ocak sonunda bu kadar, Mayıs sonunda bu kadar paranız olacak diyor size. Tabii gideriniz gelirinizden azsa ve köşeye bir şeyler atabiliyorsanız...
Kişisel bütçe programının şöyle bir faydası var: Gelirinizin örneğin üçte biri kiraya gidiyorsa ve kiranızı Türk Lirası olarak ödüyorsanız, bu konuda zarar görmeyeceğinizi bilip derin nefes alabilirsiniz. Fakat gelirinizin üçte biri kredi kartı harcamasıysa ve 5 taksitle fondü seti, 8 taksitle çizme falan gibi şeyler almışsanız, ileriki aylarda kredi kartı harcamalarınızı kısmadığınız takdirde kredi kartı borcunuzun epey kabaracağını görüyorsunuz. Çoğu kişi taksitle alışveriş yaptığında, bu durumu göz ardı eder, ipin ucunu kolayca kaçırır. Hele hele geliri ve gideri ucu ucuna olanlar... Türkiye'de şu anda rakamı hatırlamıyorum ama, kredi kartının asgari ödeme tutarını bile ödeyemeyen çok sayıda kişi var ve bunlara işsiz kalanları, işleri bozulanları, prim sistemiyle çalışıp prim geliri azalanları da ekleyebiliriz.
Netice itibarıyla bütçe programı önümüzdeki bir yıl için her ayın sonunda artan bakiye mi, azalan bakiye ve açık mı gösteriyor? Beklenmeyen bir harcamanız olsa, bir anda eksiye geçebilir durumda mısınız? Bu soruların cevaplarına göre herkes kendi tatlı hayatının sona erip ermediğine karar verebilir.
Kriz zamanı ne yapılır, ne yapılmaz?
Kriz hakkında yazmaya başladığımda, başbakan da dahil olmak üzere pek çok kimse ne kadar ciddi bir durumda olduğumuzu anlamamış görünüyordu. Bu hafta Euro 2.1 YTL'yi geçti, dünyanın dörtbir yanından fabrika kapatma ve iflas haberleri geliyor. Artık herkes krizin ne kadar büyük olduğunu kestirmeye ve ne kadar süreceğini öngörmeye çalışıyor. Hiçbir işadamına tavsiyede bulunacak durumda değilim, ancak işadamı değilseniz, sabit gelirle geçiniyorsanız size şu önerilerde bulunabilirim:
1. Krizde işsiz kalmayın,
2. Krizde parasız kalmayın, borçlu olmayın,
3. Krizde desteksiz kalmayın,
4. Kontrolü ele alın,
5. Önceliklerinizi değiştirin (değiştiğini kabul edin)
Bu beş maddeyi örneklerle teker teker açıklayacağım. Bizi izlemeye devam edin.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)








