10 Aralık 2009 Perşembe

Yılbaşı için hediye önerileri

Bu sene yılbaşı yaklaşırken vitrinlerde pek ilginç bir şey göremiyorum. Yılbaşında hediye alışverişi yapmak adetinde değilim ancak vitrinlere bakmayı seviyorum. Yılda bir kez, bütün mağazaların allanıp pullanıp alışveriş için insanlara gaz verilmesi hoşuma gidiyor. Fakat dediğim gibi bu sene vitrinlerde pek ilginç bir sey yok, üstelik geçen sene bu zamanlarda indirime girdiğini bildiğim bazı mağazalarda indirim de yok...
Tatlı Hayat'ın temasını yenilediğimde yeni açılan reklam alanlarından birine  eklediğim İtalyan mağazası Forzieri'nin web sitesinde dolaşırken, resimdeki çantayı gördüm. Bu krokodil çantanın üç rengi var ama ben bu papaya sarısını beğendim. Fiyatı 133 Euro. İçinde ince bir zinciri var, dilerseniz omuzunuza da asabiliyorsunuz. Forzieri Türkiye'ye gönderim yapıyor. Dolayısıyla "sepete at" butonuna basmanız yeterli. Size başkasının bunları hediye etmesini istiyorsanız bir dilek listesine (wishlist) ekliyorsunuz ve ilgili kişilere dilek listenizi gösteriyorsunuz.

Oldukça lüks markalar ve ürünler satan Forzieri'de kadın ve erkek aksesuvarlarının yanı sıra dekoratif ev eşyaları da var. Yılbaşı hediyesi almaya (ya da bakmaya) niyetlenenlerin harika seçenekler bulacağına eminim.

Avrupa ve Amerikan sitelerinin çoğunda çılgınca yılbaşı alışverişi kampanyaları var. Yılbaşında herkes bir başkasına hediye alır. Dolayısıyla "giymeden almam, denemeden almam" diye bir durum yok. Bizim büyük mağazalarımızda neden böyle internetten satış olmadığını anlamıyorum. Mesela Harvey Nichols  internetten tüm Türkiye'ye satış yapsa fena mı olur?

NOT: YKM'nin web sitesinden hediyelik eşya alınabiliyor fakat sitede kategorize etme ve arama fonksiyonları çok zayıf olduğundan aradığınızı bulmak için epey dolaşmanız gerekiyor.


7 Aralık 2009 Pazartesi

İlle de fast food yiyecekseniz: Nordsee

Hafta sonları alışveriş merkezlerinde kendini McDonald's ya da Burger King'e götürtmek için ağlayan, tepinen çocuklar görürüz ya hani... Çocukların fast food ile tuhaf bir ilişkileri var günümüzde. Fast food'a bayılırlar, taparlar. Fast food bir çeşit ödüldür, arzu nesnesider, ne kadar yeseler doymazlar... Anneler babalar istemezler çocuklarının her fırsatta fast food yemelerini, fakat madem söz dinletilememiştir ve Burger King'e gidilmiştir (mesela), oldu olacak baba da şu double whopper menüden yiyiversindir bugünlük... Böyle diye diye kim kimi kandırır bilmem. Doktorları kandıramadığımız kesin: Tüm dünya obezite, şeker, kolesterol, kalp ve tansiyon sorunlarıyla boğuşmaya başladı. Bir numaralı suçlusu: Fast food.

Geçenlerde Türkiye'deki ilk şubesini Beyoğlu'nda açan Nordsee'yi görünce aklıma hemen bloguma yazmak geldi. İlle de fast food yenecekse, balık yensin. Nordsee franchise bir işletme olarak pek çok yeni şube açmaya hazırlanıyormuş. Beyoğlu'ndaki şubesi oldukça temiz ve dingin. Bangır bangır müzik yok, dekorasyonu pek de fast food restoran konseptine benzemiyor. Avrupa'daki şubelerde balığın yanında verilen bira ya da şarap için Türkiye'de ruhsat alınamıyor. Bu nedenle eskiden aynı binada hizmet veren İstavrit ile binayı ortak kullanmaya karar vermişler. Üst katta İstavrit'in mekanında biranızı içebilirsiniz.

Nordsee'de fiyatlar hem ucuz, hem pahalı. Ekmek arası balık ya da karides, yanında ücretsiz içeceğiyle 8-9 TL civarında. Fırında ya da ızgarada hazırlanan balık tabakları, karides, böcek vb. ise 20 TL'dan başlıyor.

NOT: Resimde İstiklal Caddesi'ne bakan cephedeki iştah açıcı sandviçleri görüyorsunuz. Daha iştah açıcı resimler için Nordsee'nin sitesini inceleyebilirsiniz.

5 Aralık 2009 Cumartesi

İyi şeyler (widget, blidget, zımbırtı, cici, kırıntı...)

Dün ikinci sağ sütuna yeni bir bölüm ekledim: İyi şeyler diye. Tatlı Hayat'ı okuyanların önemli bir kısmının yemek tarifi ararken arama motoru tarafından yönlendirilmesi nedeniyle iki büyük yemek sitesi Epicurious ve Chow'un widget'larını koydum. Arama motoruna "1 cup kaç bardak eder?" türünden şeyler yazarak ölçü çevrimi yapmaya çalışanlara ise bir çevrim cetveli widget'ı koyarak hizmet ediyorum. Yabancı sitelerdeki yemek tariflerinde gördüğünüz metrik olmayan ölçüleri metrik ölçülere ve Fahrenheit dereceyi Centigrad dereceye kolayca çevirmeye yarıyor. Aslında daha önceki bir yazımda referans verdiğim Traditional Oven'daki çevrim cetveli daha kapsamlı çünkü hacim ölçüsünü malzemeye göre ağırlığa çevirmeniz de mümkün. Örneğin 2 su bardağı (400 ml.) unun kaç gram geldiğını bulabilirsiniz, ya da tersini yapabilirsiniz.

Yaşasın widget'lar! Türkçe'de adı olamadığı için cici, kırıntı ya da zımbırtı diye adlandırılan "iyi şeyler"... Bu arada bir blogun yeni yazılarını tanıtmaya yarayan widget'lara da blidget deniyormuş. Bunu da öğrenmiş olduk.

NOT: Meraklısına Tatlı Hayat blidget'ı burada.

2 Aralık 2009 Çarşamba

Ne ka' ekmek, o ka' köfte...

Geçtiğimiz günlerde internette içeriğin paralı olması için medya patronu Murdoch'ın girişimlerinde bahsetmiştim. Bugün okuduğum bir haber, bu meselede Google'ın geri adım attığını düşündürüyor. Görünüşe göre, Google yayıncıları memnun etmek için yeni bir yol izleyerek, gazete vb. medyaya ait içeriğin okunmasını günde birkaç sayfa ile sınırlayacak. Daha fazlası için yayıncıya para ödemenizi isteyecek. Haberin detaylarını NTVMSNBC.com'un Teknoloji sayfasında okuyabilirsiniz.

NOT:
Yine bir süre önce EBay üzerinden lüks tüketim markalarının satışı konusunda marka sahipleriyle sorunlarını anlatan bir yazı yazmıştım. Bugün, EBay'in bu sefer de LVMH (Louis Vuitton Möet Hennessy) ile olan davasının LVMH lehine sonuçlandığını okudum.

Kıssadan hisse:
Birimizin özgürlüğünün başladığı yerde diğerimizinki bitiyor, internet istisna değilmiş.

1 Aralık 2009 Salı

Blogger'ın ölümü blogundan olsun

Tatlı Hayat'ı sürekli izleyenler geçen günlerde bir sürprizle karşılaştı. Bir sabah gördüler ki, Tatlı Hayat'ın çehresi değişmiş. Eblogtemplates adlı bir siteden (blogger'lar için ücretsiz) yeni bir tema buldum ve Tatlı Hayat'a bu temayı uyguladım. Sonuç: Ölmek üzereyim! Sürekli bir yerlerde sorunlar oluyor, sürekli istemediğim şeyler çıkıyor.

Bu temayı seçmemin nedeni, daha önce kullandığım Blogger.com temasının sidebar denen sağ sütununun çok kısıtlayıcı olmasıydı. Temanın fazlaca renkli olmasını ve amatör görünmesini saymıyorum. Biliyorsunuz dijital medyada tanıtım yapan firmalar artık bloglara da reklam veriyor ve bloglarda yer alan pek çok şey, sosyal medya aracılığıyla yaygınlaştırılıyor. Bu temada 125x125 pixel ölçüsündeki reklamlar için ayrılan yer çok derli-toplu, yamalı bohça görüntüsü vermiyor (en azından ben böyle algılıyorum). Sizlerin de görüşünü almak için birinci sağ sütuna bir anket koydum. Fikirlerinizi ve yorumlarınızı beklerim.

Bloguma yeni widget ve reklamlar eklemeye devam edeceğim. Bu arada blog yazanlarınız için ipucu olabilecek bazı linkler vermek istiyorum. Bu temayı aldığım sitede en fazla beğenilen 25 temanın listelendiği sayfadan kendinize uygun bir tema bulabilirsiniz. Gerçekten çok harika çalışmalar var. Tatlı Hayat'ın widget'larını yayınlayan arkadaşlarım için widget hazırladığım Widgetbox var. Bu sitedeki widget'ların çokluğu gerçekten baş döndürüyor. Tatlı Hayat'ta reklam yayınlamaya başladım. Özellikle Türkiye'ye gönderim yapan ve Türkiye'den sipariş verebileceğiniz e-ticaret sitelerini seçiyorum. Bu sitelerden reklam almak için iki farklı affiliate marketing sitesine üyeyim. Biri Commission Junction, diğeri Linkshare. Her ikisinde de yüzlerce e-ticaret sitesi var ve sizin blogunuzu ya da izleyici kitlenizi uygun görürlerse, sitenize reklam veriyorlar. Bu konuda biraz sabırlı ve araştırmacı olmanızı öneririm. Son olarak bilgisayarımda Photoshop ya da benzeri bir program olmadığı için, Tatlı Hayat'ın tanıtımını yaptığım banner'ları hazırladığım ücretsiz banner yapma sitesi BannerSnack'i önereceğim. Beta aşamasında olan sitede son derece başarılı bir arayüz var ve kolayca Flash banner'lar hazırlayabiliyorsunuz.

Tatlı Hayat'ın önceki arayüzünde olup da şimdi olmayan bölümleri geliştirerek ekleyeceğim. Tabii o zaman kadar ölmezsem...

26 Kasım 2009 Perşembe

E-card (elektronik kart) göndermenin en kolay yolu

Hayatımızdaki her şey artık internette. Günlük hayatta yapılan her şeye ilişkin bir web sitesi bulmanız mümkün. Bu bayram sevdiklerinize e-card göndermeniz için işinizi çok kolaylaştıran bir site önereceğim: Pingg.

Pingg'de çeşitli nedenler için (örneğin teşekkür, kutlama, davet, bebek, taşınma vb.) tebrik ya da davet kartı şablonları var. Bunlardan birini seçiyorsunuz. Dilediğiniz mesajı yazıyorsunuz. Bu bir davetiye ise yer, zaman, katılım cevabı için gerekli midir vb. yazıyorsunuz. Sonra da gönderiyorsunuz. Eskiden hep e-posta adresleri tek tek elle girilirdi, kartlar tek tek gönderilirdi. Pingg'de bir adres defteri sistemi var. Dilerseniz Outlook'tan, dilerseniz Excel'den, dilerseniz VCard dosyalarından veri import ederek (aktararak) adres defterinizi oluşturuyorsunuz (benimki sadece 5 dakika sürdü). Bu adreslerin dilerseniz hepsine, dilerseniz seçerek oluşturacağınız gruba kartınızı gönderiyorsunuz. Kartınızın bir kopyası da webde size ayrılan bir alanda tutuluyor. Pingg bu alana reklam almış. Buradan kartın kimlere gittiğini ve bu bir davetse kimlerin o davete katılacağını görebiliyorsunuz. Facebook, Twitter ve başka platformlarda kartı paylaşabiliyorsunuz. Koca web sitesi bu kadarcık şey için kurulmamış tabii. Dilerseniz kartınız yazıcıdan çıkaracağınız şekilde ayarlanmış. Evde basarak postayla da gönderebiliyorsunuz. Amerika'daysanız, Pingg'e sipariş veriyorsunuz, o sizin adınıza karta basarak postalama da yapabiliyor. Harika değil mi? Bitmedi... Gönderdiğiniz kartla ilgili bir de raporlama ekranı var. Kaç kişiye gitti, kaç kişi e-postayı okudu, kaç kişinin adresi hatalı (e-card gitmedi) vb. görebiliyorsunuz. Dahası kart gönderdiğiniz kişiler de size yanıt yazabiliyor. Bu devirde mektup yazma alışkanlığı bitti diye yakınanlara duyurulur. Dün akşam yaklaşık 300 kişiye bayram kartı gönderdim, sadece 15 dakika sürdü. Herkese tavsiye ederim, kart gönderdiğiniz kişiler çok mutlu oluyor.

Burada bu kadar Pingg methiyesi niye? Açıkçası bir zamanlar (sene 2001 falan) hazırladığım bir projenin kanlı canlı örneğini gördüğüm için çok heyecanlandım. Ben o zamanlar www.cizgicizgi.com adında bir site ile buna benzer işler yapmayı düşünüyordum. Sitede diyelim antetli kağıt, kartvizit, menü, ilan levhası (satılık, kiralık vb) gibi insanların ihtiyaç duyacağı şeylerin baskı öncesi edit edilebilir şablonları olacaktı. Yani siz beğendiğiniz bir kartvizit şablonuna kendi isim ve adresinizi yazacaktınız, önizleme yapıp onay verecektiniz, sonra da baskı siparişi verecektiniz. Sitenin bir bölümünde çeşitli çizgi karakterlerin ya da grafik desenlerin bulunduğu bir galeri olacaktı. Buradan seçeceğiniz imajı bir t-shirt, bir çanta, şapka ya da fincana bastırmak için sipariş verebilecektiniz. Galeride eseri bulunan sanatçıya da baskı ücretinden bir pay verilecekti. Buna benzer bir-iki site kuruldu sonraki yıllarda Türkiye'de. Fakat doğrudan dijital baskı yapan kuruluşa hizmet eden siteler olduğundan bana çok ilginç gelmedi. Sadece t-shirt baskısı yapan siteler var. Bildiğim kadarıyla onların işleri gayet güzel ilerliyor.

İyi bayramlar diliyorum. Buraya tıklarsanız, bayram kartımı da görüntüleyebilirsiniz.

23 Kasım 2009 Pazartesi

Bilgi için bedel ödemek gerekir mi?



Geçtiğimiz günlerde gazetelerde bir haber okuduk: “Medya devi Murdoch, Google’ı bloklayacağını açıkladı”. Bu habere kimileri gülüp geçti, kimileri kızdı. Bence üzerinde düşünülmesi ve tartışılması gereken bir konu. Çünkü bu olay, günümüzde internetin geldiği noktada bazı kuralların tam olarak yerine oturmadığını gösteriyor.

Konu neydi? Kısaca hatırlatmak gerekirse, Rupert Murdoch Avustralya, İngiltere ve Amerika ve Asya’da medya yatırımları olan News Corp.’un sahibi ve dünyanın en zengin medya patronlarından biri. Dünyanın en çok okunan gazeteleri (The Sun, The Times, New York Post, Wall Street Journal gibi) ile Fox TV’nin de aralarında bulunduğu pek çok yayın organının sahibi. Bu yayınlar izlediği politikalar nedeniyle çok eleştirilmekle birlikte, temel haber kaynakları olarak binlerce kişiye erişiyor. Murdoch, geçmişte basın sendikalarıyla çatışması nedeniyle şimşekleri üzerine çekmiş bir patron. Bu nedenle şimdi söylediği pek çok şey gözünü para hırsı büyümüş kapitalist bir adamın konuşmaları gibi algılanıyor. Oysa bence satır aralarını dikkatlice okumak gerek.

Murdoch, internet üzerinden gazete okumak ve haber videoları seyretmenin ücretsiz olmasına karşı. Neden? Çünkü “değerli içerik” üretmek için bir takım insanlar çalışıyor, araştırıyor, fotoğraf çekiyor, yazıyor, çiziyor, savaş alanlarında yaşıyor... Bütün bunlar maliyet. Örneğin bir Victoria’s Secret defilesinden çekilmiş bir kare fotoğrafın kaç paraya mal olduğu hakkında bir fikriniz var mı? Ya da Afganistan’da çekilmiş 1 dakikalık bir çatışma görüntüsünün elde edilmesi için kaç para harcandığını biliyor musunuz? Sabahları üç kuruşa satın aldığınız bir gazetenin (gazete dünyanın her yerinde bozuk parayla alınan bir şeydir) her bir kare fotoğrafı ve her paragrafı aslında çok ciddi maliyetler üstlenilerek hazırlanır. Bu durumda gazete fiyatlarının yüksek olması gerekir fakat reklam gelirleri sayesinde bir gazetenin perakende satış fiyatı makul seviyelerde tutulabilir.

Eğer bir gazetenin tüm “değerli içerik”ine herkes internetten bedava ulaşırsa ne olur? Bu sorunun cevabı varsayımsal değil: Geçtiğimiz yıllarda New York Times gazetesinin yaşadıkları bunun bire bir örneği oldu. New York Times, Amerika genelinde günde 650 bin adet satılırken, internet sitesine girenlerin sayısı milyonları geçiyordu. Bu durumda gazetenin reklam gelirleri çok geride kaldı. Çünkü reklamverenler kağıda basılmış gazete yerine, çok daha geniş kitlelere ulaşabilen internete reklam vermeyi tercih etti. New York Times gazetesi varlığını sürdürebilmek için gazetenin internet sitesine erişimin paralı hale geleceğini açıkladı. Ayda 5-10 USD gibi, sembolik de olsa bir ücret istiyordu. Bu haber çok tepki topladı.

Bundan birkaç ay önce Murdoch da kendine bağlı gazete ve TV’lerin internet sitelerinin paralı hale geleceğini açıklamıştı. Şimdi ise kendi kuruluşlarına ait tüm internet sitelerinin Google arama motorunu bloklayarak, Google üzerinden yapılan aramalarda bu haberlere erişilmesini engelleyeceğini açıkladı. Teknik olarak bunu yapmak mümkün, Murdoch’ın yasal olarak da içeriğini istediğine gösterme istemediğine göstermeme hakkı var... Burada dikkat çekici olan şey, Google’ın arama motoru aracılığıyla başkalarının içeriği üzerinden para kazanarak haksız rekabet sağlaması ve Murdoch’ın kesin bir dille buna izin vermeyeceğini söylemesi.

Telif hakları ya da fikri mülkiyet konusu, toplum genelinde çok az bilinen bir konu olduğundan, Google’ın yaptığının ne tür bir hak ihlali olduğunu anlamak sokaktaki vatandaş için biraz zor olabilir. Kısaca açıklayayım: Örneğin siz kendi bilgi, tecrübe ve yetenekleriniz doğrultusunda bir fikir eseri ürettiniz. Bu bir şiir, bir tekerleme, bir makale olabileceği gibi, müzik, video, fotoğraf gibi bir araç yardımıyla üretilmiş bir bir eser de olabilir. Bu çalışmayı üretmiş olmaktan dolayı siz, bu eserin eser sahibi olursunuz ve bir eser sahibinin kendi eseri üzerinde çeşitli hakları vardır. Eseri yayınlamak (ya da yayınlamamak) ve eseriniz üzerinden para kazanmak bu hakların başında gelir. İşte gazetede yer alan bir haber, fotoğraf ya da makale de bir çeşit eserdir ve eserin sahibi yayıncısıdır. Eğer siz, bir gazetenin haberini ya da bir kişinin makalesini alıp aynen başka bir mecrada yayınlarsanız (örneğin kendi web sitenizde), sahibinin izni olmadan onun içeriği üzerinden çıkar sağladığınız için eser sahibinin haklarını ihlal etmiş olursunuz. Bu, dünyanın her yerinde suçtur.

Google’ın gerek arama motoru aracılığıyla gerekse Google News aracılığıyla yaptığı şey, başkaları tarafından üretilmiş içeriği kolayca erişilebilir formatlara sokarak (listeleyerek ya da indeksleyerek) kendi alanında barındırmak ve bu içerik üzerinden çıkar sağlamaktır. Daha somutlaştırmak gerekirse, örneğin arama motoruna “küresel ısınma” yazdınız ve bu konuda bir şey arıyorsunuz. Google internette pek çok kişi tarafından üretilmiş içerikleri (haber, makale, video vb.) sizin için kategorize ediyor ve listeliyor. Siz bu listelerde aramanızı yaparken bir taraftan da hedef kitlesi “küresel ısınma” konusuyla ilgili kişiler olan X, Y, Z firmalarının reklamlarını görüyorsunuz. Size bu reklamlar gösterilsin diye her gün binlerce firma Google’a reklam bedeli ödüyor. Ya da günlük olarak Google News sayfasını açtığınızda, hangi dili tercih etmişseniz o dilde, çeşitli gazetelerden alınmış haberler önünüze geliyor. O haberi A, B ya da C gazetesi üretiyor fakat siz Google üzerinden okuduğunuz için Google para kazanıyor. İşte gazete sahipleri ve haber ajanslarının sürekli olarak Google’a dava açmasının sebebi bu. Google bütün bunları yaparken kimseden izin almıyor ya da önceden bir anlaşma yapmıyor.

İçeriğinin izinsiz kullanılmasının mağdurları sadece gazete sahipleri değil kuşkusuz. Parçaları ya da filmleri internette bedava indirilen pek çok sanatçı, çeşitli sitelere dava açtı. Kimi müzisyenler bazı parçalarını bedava dağıtma yoluna gitti. Nihayet iPod’un yaygınlaşmasıyla parça başına 1 USD ödeme yaygınlaştı ve müzisyenlerin de kullanıcıların da sıkıntısı azaldı. Ben, kendine iTunes’un yöntemini örnek alan Murdoch’ın stratejisinin başarılı olacağını ve o başarılı olduğu için başka pek çok yayıncının da içeriğini parayla satabileceğini düşünüyorum. Para söz konusu olmasa da “değerli içerik” için eninde sonunda bir bedel ödenecek. Kullanıcı, tıpkı TV yayınına para ödemediği gibi, interneti açtığında da her şey önüne bedava gelsin istiyor. Oysa bugün, kimsenin kimseye bedava bir şey verecek durumu yok. TV’de güzel bir filmi baştan sona bedava izleyebiliyor musunuz? Filmin sonuna gelene kadar kaç tane reklam izlemeniz gerekiyor? Kablolu ya da şifreli olmayan, yani para ödenmeyen kaç kanal kaldı? Kendimizi kandırmayalım: Gerçekten değerli bir şeye erişmek için bir bedel ödememiz gerekiyor. Ve internetin varlığı bu gerçeği değiştirmeyecek...


NOT: Bu yazı Online Sektörel Gazete Maxihaber'de yayınlanmıştır.

16 Kasım 2009 Pazartesi

Haydi makyözcülük oynayalım (*)


Kozmetik firması Estee Lauder'in sitesi üzerinde yeni bir internet uygulaması yayınlanmış. Çok hoşuma gitti. Uygulamaya yüzünüzün açıkça göründüğü bir fotoğrafınızı yüklüyorsunuz ve göz, dudak gibi bölümleri tanımlıyorsunuz. Sonra Estee Lauder'in yeni koleksiyonundan çeşitli makyaj malzemelerini yüzünüzün farklı bölümlerine uyguluyorsunuz. Uygulama size rujunuz mat mı parlak mı olsun diye de soruyor. Böylece, deneme yanılma yoluyla bilgisayar başında kendinize yeni bir görünüm yaratabiliyorsunuz. Çok eğlenceli... Makyözcülük oynamaya başlamak için tıklayın.

(*) Uygulamanın adı Let's Play Makeover. Ben bunu "haydi makyözcülük oynayalım" olarak Türkçeleştirdim.

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails