4 Ocak 2008 Cuma

Yeter artık! Biri durdursun şu kadını...




"Şu kadın" kim mi? Tahmin etmek zor değil: Martha Stewart. Bu aralar hangi taşı kaldırsam, altından Martha çıkıyor. Yakındır, gece rüyalarıma da girer "pijamanı şöyle katla, çarşaflarını böyle yıka" diye yayın yapmaya başlar... Şaka bir yana, Martha'nın Omnimedia'sının yayın yapmadığı hiçbir yer kalmadı ki...

Martha'nın başarı öyküsünü hem imrenerek hem hayretle takip ediyorum. Ev kadınlığını unutmuş çalışan Amerikan kadınına evcimenliğin hasletlerini öğretmesini çok takdir ediyorum. Sadece kabul günü geyiklerinden (menekşelerin dibine yumurta kabuğu koy, kırmızı şarap lekesını çıkarmak için beyaz şarap kullan vb vb.)dergiler, televizyon programları, radyo programları, kocca bir internet sitesi ve bir blog yarattı. KMart mağazalarında kendi adıyla anılan mutfak eşyaları satılıyor. Bütün Amerika'ya çiçek gönderebilen ve yine Martha'nın adını taşıyan bir çiçekçisi var (bayramlarda seyranlarda ne kadar çok online sipariş aldığını tahmin edemezsiniz). Geçenlerde yazmıştım; kendi adını taşıyan bir şarap markası çıkarma hazırlıkları var ve uzaya çıkan ilk turistler için özel bir yemek mönüsü hazırlamıştı. Martha'nın yeni sürprizi dünyanın en beğenilen porselen ve kristal üreticisi Wedgwood ile yaptığı işbirliği. Wedgwood, şimdilik sadece Macy's mağazalarında satılacak Martha'nın adını taşıyan özel bir sofra serisi hazırladı. Tahmin edeceğiniz gibi tabaklar, çatallar ve kristaller Martha'nın tarzını yansıtıyor: Yani biraz kolonyel, biraz klasik, biraz modern esintili, çokça geleneksel, çokça Amerikanvari... Bravo Martha, sayende ev kadınları artık "çaresiz" değil! Ah, bir de her şeyi bilen Martha teyze bir kenara çekilse artık... İş kadını olup, sadece yönetse mesela... Her şeye kendi adını vermese, egosu bu kadar şişkin olmasa...

NOT: Martha'nın kendi adını marka olarak bu kadar öne çıkarmasını olağanüstü itici bulduğum bu yazıdan anlaşılıyordur. Ralph Lauren'in ince zevkiyle, giysiden çerçeveye, parfümden nevresim takımına kadar yarattığı pek çok koleksiyona kendi adını vermesi itici gelmiyor da Martha'nınki mi geliyor? Aynen öyle... Farkı görmek için buraya göz atmanız yeterli.

NOT 2: Bugün bir videoya rastladım. Macy's reklamı. Daha doğrusu Macy's'te Martha reyonu tanıtımı. Müzisyen Usher'ın tepkisini görmek için ister Macy's TV ister Dailymotion'ı seçebilirsiniz. Ya da bizden ayrılmayın... : )

29 Aralık 2007 Cumartesi

Nehirde yüzen ada ve içinden geçen köprü



Resimde gördüğünüz çelik yapı film dekoru değil. Avusturya'nın Graz şehrindeki Mur nehrini geçen köprünün ortasından geçen ve nehirde yüzen bir ada. Avusturyalılar'nın modern mimariye ne kadar meraklı olduğunu ve o tarihi yapının içinde modern mimari örneklerini ne kadar başarılı biçimde inşa ettiklerini Viyana'da görmüştüm. Graz'ı görmedim, fakat bu ada/köprüyü görünce Avusturya'da inşa edilmiş olmasına şaşırmadım. Mimar ve enstalasyon sanatçısı Vito Acconci tarafından 2003 yılında Graz'ın Avrupa'nın Kültür Başkenti ilan edilmesi anısına tasarlanmış. Nehrin iki yakasını bağlayan yaya köprülerinin arasında kafe, restoran, hediyelik eşya dükkanları ve bir amfitiyatrın bulunduğu bu çelik adacık inşa edilmiş. Tarihi Graz şehrinin bugün turistlerin en çok dikkatini çeken yerlerinden biri. Umarım yolumuz düşer...

24 Kasım 2007 Cumartesi

27 yıllık kırmızı süveter ve Buy Nothing Day



Geçenlerde Dünya gazetesinde bir haber vardı: "Hayrettin Karaca 27 yıldır aynı kırmızı süveter ile basın karşısına çıkıyor" diye. Haberi aynen aktaramadım ama, Karaca'nın 27 yıldır giyilebilir durumda olduğundan, ısrarla aynı kazağı giyerek, günümüzdeki tüketim çılgınlığına dikkati çekmek amacıyla aynı kazakla fotoğraf verdiği anlatılıyordu.

Bugün Buy Nothing Day. Türkçe söylemek gerekirse Hiçbir Şey Satın Almama Günü. Bir grup sosyal aktivistin 2000 yılında başlattığı bu günün varlığından dün haberdar oldum. Günümüzde yaşanan tüketim çılgınlığı, ihtiyacımızdan fazla satın almamıza ve gereğinden fazla çöp çıkararak çevreyi gereksiz yere daha fazla kirletmemize neden oluyor. Bu satın alma çılgınlığının ne boyutlara geldiğinin altını çizmek için, Buy Nothing Day'de insanlardan hiçbir şey satın almaması isteniyor. Amerika'da Şükran Günü'nü takip eden Cuma günü, mağazaların en yüksek ciro yaptığı günlerden biri olarak biliniyor. Bu nedenle Buy Nothing Day, bu cuma gününe rastlıyor. Avrupa'da ise cumartesi günü alışveriş daha yoğun, bu nedenle Avrupalı aktivistler ertesi gün bu etkinliğin daha anlamlı olacağını düşünerek cumartesi gününü Hiçbir Şey Satın Almama Günü ilan etmişler. Bu yıl, (24 Kasım 2007) bugüne denk geliyor . Haber vermek istedimm...

NOT: Bu sitede sıklıkla lüks tüketim ürünleri, pırıltılı teknolojik aletler, tasarım nesneleri ve lüks seyahatten bahsediyorum. İnsanları lüks tüketime özendirmenin çevreye duyarsız bir davranış olduğunu düşünmüyorum, zira lüks tüketim seçici bir beğeni ile birlikte yürüdüğünden, lüks eşyaların sahipleri tarafından kısa zamanda atık ya da çöpe dönüşme olasılığı düşüktür. Lüks tüketim ürünleri çoğu zaman daha kalitelidir, daha dayanıklıdır. Sahibi ile eşya arasında duygusal bir bağ vardır, lüks eşya iki gün sonra sıkılıp bir atılan, yenisi alınan bir şey değildir. Hayrettin Karaca'nın 27 yıldır eskimeyen kırmızı süveterinin kendi kurduğu Karaca markasının ürünü olduğuna bahse girebilirim. Değilse de zamanının iyi, kaliteli ürünlerinden biridir.

21 Kasım 2007 Çarşamba

"Şarap işi"ne giren girene...



Geçenlerde Mrs. Know It All (Martha Stewart)'ın sarap işine soyunduğunu yazmıştım. Bunu takiben Paul Newman'ın da şarap işine girdiğini okudum. Bugün de Roberto Cavalli'nin şarap işine girdiğini öğrendim. Şarap işine giren girene... Roberto Cavalli bir-iki sene önce de kendi adıyla votka üretmişti. Önümüzdeki yıl Amerika'da satışa sunulacak Cavalli şarapları İtalya'da Toscana bölgesinde Cavalli'nin ailesine bağlarda yetişen üzümlerden yapılacakmış. Şişeleri Cavalli Vodka kadar gösterişli olur mu bilmiyorum ama, etiketleri Cavalli ile özdeşleşen "leopar desen"li olacakmış. Bu bana biraz rahmetli Versace'nin davranış biçmini hatırlattı. O da her yere Medusa başları kondurur, hem rüküş, hem şık, hem havalı şeyler yaratırdı. Vay be... Çılgın fikir ise çılgın fikir, egoysa ego... İtalya böyle bir yer galiba...

18 Kasım 2007 Pazar

Kadınların en çok duymak istediği sözcükler



Medyada sıkça yapılan bir hileye başvurdum bu kez: Dikkat çekmek için kadın, aşk, cinsellik, skandal çağrıştıran bir başlık attım. Şimdi kendi kendinize 'kadınların en çok duymak istediği sözcükler'in ne olabileceğini düşünün...

Siz bir taraftan düşünüp dururken ben de yavaş yavaş konuya girelim: Bu hafta bloguma yeni bir bölüm ekledim: Şimdi Reklamlar adında. Buraya da yeni keşfettiğim (ne yazık ki) StrawberryNet'in reklamlarını aldım. Reklamdan çok para kazanacağımdan değil... Tatlı Hayat okurlarını ayrıcalıklı kılmak için. Efendim, geçenlerde Shiseido'nun bir pudrasını denemiştim. Mağazada, indirimli 67 YTL dediler. İnternette 41 YTL. Üstelik kargo ücretsiz... O pudranın hemen siparişi verildi, yanında bir de rimel, bir şişe parfüm istendi. Şansa bakın ki parfümde promosyon vardı, 98 YTL'ye 100'lük eau de parfum + 200'lük body lotion + 10'luk bir eau de parfum daha... Tabii ki StrawberryNet'te.

Ben yeni keşfetmişim, ama arkadaşlarıma sordum: Meğer iki üç arkadaş siparişlerini birleştiriyormuş. Böylece hep aynı kişinin üzerinden sipariş geçerek hem belli bir limitten promosyon alıyor, hem de her yeni siparişte daha da büyüyen indirim dilimine dahil oluyorlarmış. Postada herhangi bir sorun yaşanmadığını söylediler. Ben de kendi siparişlerimi bekliyorum. Neticeyi bildireceğim.

StrawberryNet'te sadece Shiseido satılmıyor elbette. Türkiye'de yakından tanıdığımız pek çok ünlü markanın yanı sıra, burada olmayan markalar da var.
Cilt bakımı ve kozmetik bölümünde; Anna Sui, Aveda, Biotherm, Borghese, Carita, Cellex-C, Chanel, Christian Dior, Clarins, Cle De Peau, Clinique, Darphin, Decleor, Dermalogica, Elene, Elizabeth Arden, Estee Lauder, Galenic, Gatineau, Givenchy, Guerlain, Guinot, H2O+, Helena Rubinstein, Jurlique, Kanebo, Kinerase, Kose, L'Occitane, La Mer, La Prairie, Lancaster, Lierac, T. LeClerc, MAC, Make Up Set, Max Factor, MD Skincare, Monteil, Murad, N.V. Perricone, Nina Ricci, Orlane, Payot, Peter Thomas, Roth, Philosophy, Rodan + Fields, Shiseido, Sisley, SK II, Sofina, Stendhal, Lancome, Swissline, Ultima, Valmont, Versace, Yves Saint Laurent, Z. Bigatti belli başlı markalar.
Parfümde de aklınıza gelebilecek hemen her marka var. Firmanın iddiası: internette bulabileceğiniz en düşük fiyat garantisi. Dutyfree ile değil ama, Türkiye'deki belli başlı kozmetik mağazalarındaki satış fiyatlarıyla kıyaslayınca "her şey yarı fiyatına". Bir kadın, bu dört sözcükten fazla ne duymak isteyebilir ki?

NOT: Pudra ve rimel 6 iş günü içinde elime geçti. Sipariş verdiğim parfümlerden birinde Christmas nedeniyle biraz daha indirim yapıldığına dair bir e-posta geldi : (
Kısmet...

12 Kasım 2007 Pazartesi

Parti zamanı yaklaşıyor...




Bu hafta doğumgünüm de varken, bunu yazmamak olmazdı...
Fotoğraf neyin ne olduğunu gayet iyi anlatıyor.
Taşırmadan, dökmeden, saçmadan 6 kadeh şampanya doldurmanın en zarif yöntemi: İngiliz Zoe Stanton'ın tasarımı el yapımı kadehlerin 6 tanesi Bouf.com'da 560 Pound. Şerefe, nice senelere...

29 Ekim 2007 Pazartesi

Toys For Boys II: Ferrari i2



Yüzyılın icadı diye tanıtılan iki tekerlekli "şey" henüz hayatımızı kökten değiştirecek kadar yaygın değil. Yani kişisel ulaşım aracı olarak beklenen patlamayı yapamadı. Prag'ta araba girmeyen sokaklarda rahat gezsinler diye turistlere kiralandığını görmüştüm. Bir de fuar alanı, fabrika gibi çok büyük alanlarda, çalışanların bir uçtan bir uca gitmesi daha kısa sürsün diye kullanılıyor. Ferrari fabrikasında da kullanılıyormuş... Derken, -kimin aklına gelmişse- biri çıkıp "yaw Ferrari koskoca marka. Biz bunun üstüne bi şahlanan at logosu yapıştırsak, peynir-ekmek gibi satar" demiş. "Şey"i üreten Segway ile Ferrari işbirliği sonucu bu resimdeki harika "şey" ortaya çıkmış. Bu aralar internette sürekli karşıma çıkıyor. Fiyatı 12.000 dolar, şarji tam olduğunda yaklaşık 40 km. yol alabiliyorsunuz. Şahane bir deri çantası da varmış, toplayıp, bagaja koyup, gittiğiniz yere götürebiliyormuşsunuz.

Ne günlere kaldık? Babalar eskiden çocukların pilli trenleriyle oynardı. Şimdilerde babalar için ne oyuncaklar üretiliyor : ))

15 Ekim 2007 Pazartesi

Bayram sevinci



Kısa bayram tatilinde kısacık bir seyahatim oldu Safranbolu ve Beypazarı'na. Şu konak şöyle şahane, bu konak böyle harika diyen binlerce blog var. Çoluk-çocuk çektirdikleri tatil fotoğraflarıni cümle aleme iftiharla sunan blog yazarları da... İşte ben de her turistin gördüklerini gördüm oralarda. Bir de bu bayram, beni çocuk gibi sevindiren "susamsız simit" yiyişim oldu, ki bu yazısının konusudur...

Arkadaşlarım bilir. Barbunya mı kurufasulye mi deseler, gözüm kapalı barbunyayı seçerim. Çay mı kahve mi deseler kahveyi; simit mi kruvasan mı deseler kruvasanı... "Kanın bozuk, Türk değilsin sen" diye dalga geçerler benimle. Simiti de hiç sevmem...

Bu bayram adını duyduğum ama daha önce hiç yemediğim susamsız simit tatma fırsatım oldu Safranbolu'da. Çok beğendim. Böyle harika bir şey varken, simiti neden susamlı yaptıklarını hiç anlayamadım. Tadı Almanlar'ın pretzel'i ya da Amerikalılar'ın bagel'ına benziyor. Biraz araştırınca içeriği de aynı. Un, su, maya ve iki kez pişirilmesi, bana aynı kökenden geldiğini düşündürdü. Yani simit önce suda haşlanıyor, sonra fırında pişiyor. Karadenizli ustaların simit ve hamur işlerinin çoğunu Rusya'dan; Amerikalılar"ın bagel'ı Polonyalı göçmenlerden öğrendiği düşünülecek olursa, asıl adı ne olursa olsun, bu başarılı çörek tarifinin dünyayı dolaştığı anlaşılabilir.

Susamsız simit ayva, gül ya da kayısı reçeliyle harika oluyor. Bu sayfada susamsız simit fotoğrafı bulamadığım için, pretzel fotoğrafına yer verdim. Çok benziyor gerçekten. Allah rızası için bilen biri İstanbul'da susamsız simit yapan bir fırının adresini versin : )

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails